ölüm

Ölüm,
zamanın
karşıtıdır.

Ölüm ile ilgili mecazlar yaparız. Onunla ilgili imalar yapar, bize ne olacağına ilişkin öyküler uydururuz; gerçekte ise ne olacağını bilmeyiz. Birisi öldüğü zaman onun cansız bedeninin ötesini göremeyiz. Yeniden doğuşla ilgili kurgusal düşünceler üretir ya da ölümsüzlük hakkında konuşuruz. Ancak bizim için ölümün anlaşılması güçtür, bir gizemdir. Zaman, onun dünyasında anlamını yitirir. tüm fizik yasaları anlamsız kalır. Ölüm zamanın karşıtıdır.

Ölen nedir? Bir şey gerçekten yok olabilir mi? Şüphesiz beden, yani kendini oluşturan su ve kimyasal maddelere ayrışan beden değildir yok olan; bu dönüşümdür, yok oluş değil, Ya zihin? İşlevini tamamen durdurur mu yoksa başka bir varoluşa mı geçer? Kesin olarak bilmiyoruz. Pek azımız kuşkuya ya da belirsizliğe yer vermeyen bir yanıtla ortaya çıkabilir.

Ölen nedir? Bedeni oluşturan parçaların, varoluş içinde tümden ortadan kalkıvermeleri diye bir şey olmadığından insana ilişkin hiçbir şey ölmez. Ölen yalnızca kimliktir; kişi adını verdiğimiz parçaların bir araya gelmesinden oluşan kimliktir. Her birimiz bir rolüz, tıpkı sayısız anlamı olan fetişlerle dolu kat kat giysiler giyen bir şaman gibi. Fakat elbiseler ve süsler gelip geçicidir. Ölen sadece bizim insan olarak anlamımızdır. Altında hala çıplak biri vardır. Bu kişinin kim olduğunu anladığımızda, ölüm artık bizi rahatsız etmez; zaman da…


G.D.-


roller giyeriz kimlik adına,
ve rollerden ibaret kalır yaşamımız.
yaz günü kürk taşırcasına,
bunalır da içimizde gömülü kalan,
soyunmak ayıp gelir, günah gelir.
ve yükümüzle ağırlaşır adımlar.
oysa ölüm zorla çıkarır giysimizi!
zamanın tutsakladığı bir evren,
zamansızlığa açılır, çırılçıplak.
benliğimiz ölümde nefes alır.