5

gizem, bilinmez kalandır
bilişe kapalıdır bu yüzden.
onu var kılan arayışıdır insanın,
buluşa yasaklıdır bu yüzden.
ve biliş, bileni yok eder

buluşta, bulan kaybolur.
olan, olmaya karışır
ermiş, erimiştir ‘eriş’te.


bilinen, bilinecek olan
bilişin alanıdır,
bilinmezin değil.
bilinmezin kucağında
tüm tanımlar yiter.
ki, o ‘hal’de ne bilen kalır,
ne de bilinen.


nice erk ehli ki,
dünyayı fethetmiş
ama aşka yenilmiş.
nice tahtlara yerleşmiş,
ama kendine erememiş.
aklını yetkin kılana
dahi denmiş,
duyguya hükmedene ise
ermiş!


titredi boşluk!
ilk hareket doğdu,
ve sonsuz devinimin odağı oldu.
her ilk, sonun bilgisine gebe,
her son da, sonrakilere.
tüm yaratıcılık ilk an’da gizli
sonra’ sadece anlamaya çalışmakta gizi
yarattığını sanarken, var olan dehlizi.


salt yansıtanlarız ışığı,
kat kat zırhlarımızla.
erimedikçe kılıflar,
kalkmadıkça perde,
iç ve dış ayrı kalacak,
akisler kendini asıl sanacak.
ve sır’la kaplı ayna,
sır‘ra geçirmez kalacak!


döngü süregelirken
en küçükte, en büyükte,
en ilk, en sona benzer özde,
çemberin kapanması misali.
öyle bir gizem ki,
her şey, her şeyde gizli,
ve her şey, herşeyle çelişkili.
insan, şaşkınca izler,
yaşam denen paradoksu,
evren, şakacı tekrarlarla
olumlarken bu oluşu.
çeşitlilik, nicesiz zıtlıklarla,
tanımlar varoluşu.


yukarısı, aşağının tersine dizimidir sanki.
tabandaki piramit, ki tepe noktası yürekte,
biriktirir deneyimin tüm verisini.
bilgelikse işler, inceltir
ve tek noktaya sıkıştırır
yerin tüm bilgisini.
yüreğe toplanır koca varoluş
bir zerreye erir, erer de varlık
sonra tersine döner piramit
ve göklere açılır sonsuzluğunca.
hem toprağa, hem göklere kök salar insan
yer göğü, gök yeri besler durur beden boyunca.
aşağısı ve yukarısı eşsiz bir işbirliğinde
insanın hem köle, hem özgür varoluşunda.


“iki sarmal, kutbiyet yüklü,
ortada ise dengelenmiş bir kanal.”

sarmallar boyunca açılır yolculuk.
hazza yükseliş, hüzne dönüş,
vecd ile kanatlanış,
veya en derinlere gömülüş,
sanki bilinmez girdapların yetkesinde.
bir dala sarılan sarmaşık misali,

bir değişmezin etrafında dolanır durur yol,
inerken çıkar, çıkarken de inercesine,
hep huzurun etrafında, ama huzursuzca,
yönlerin kutuplu cazibesinde.
ki, tüm yolculuk bilince dair,

belki bu döngüden yorulup da
yönsüz ve yansız o orta kanalın
farkındalığına uyanmak adına.


iyi ile kötü, güzel ile çirkin,
karanlık ile aydınlık, madde ile tin.
gerçeği bir kutupta arama,
giz, ne birinde, ne öbüründe.
ne burada, ne de orada,
ama hallerin geçişim alanında.
oysa biz anlama kaygısında,
salt ikiliği algılarız.
niteleriz, kıyaslarız,
ilintiyi kuran izler ararız.
nokta nokta çizgilerle,
nedensellik yaratırız.
sonuçta farkı gören iki gözlü bakıştır.
oysa yaratı bağlantıda yatar,
ki, bağlantı sonu olmayan bir akıştır.


anlam arayıp durmak,
bulmak, veya bulduğunu sanmak.
sarılmak, sahiplenmek, hatta kenetlenmek,
yine de güvensizce, yitirmekten korkmak!
peki ne ola ki bu anlam denen şey?
ayrı, bir yerlerde asılı bir olgu mu ki
saklansın, belirsin, kaçsın, kovalansın?
yoksa anlam, adı mı anlamayışımızın?
ve bu arayış, açlığı mı doymamışlığımızın?
anlamı özümsemek yerine dışlıyoruz da,

kendi nitelemelerimizin peşinden koşuyoruz sırayla.
oysa anlam yaşananın özü, ta kendisi,
dilersek bir nefes gibi dolar içimize,
ve bir sıfat, bir yafta olmaktan çıkar,
anlamlamanın ayrıştırdığı parçalar tümlendiğinde.


önce-sonra sıralaması değil mi,
yaşanan an’ın dışına düşüren bizi?
deneyim, anlamıyla eşdeğerken,
birini diğerinin gölgesi kılmak niye?
ama ürküyoruz, öylesine, coşkuyla yaşamaktan,
bizden ayrı, bizden gayrı bir referans olmalı hani.
bir dayanak arayışındayız daima, somut olmazsa soyut,
bir şeye yaslanmazsak düşüvereceğiz sanki.
maddeye tutsaklığın limitlerinde, sarılmışız manaya!

oysa mana diye bellediğimiz,
şartlanmalarımızın spektrumu sadece!
niteliği ve niceliğiyle yaşamı filtrelemek adına.
bir dereceleme skalası ki, beklenti ve yargı dolu,
her bir şey, az-daha az, çok-daha çok, yanlış veya doğru!
mümkün değil, olguyu ‘ilk’ misali deneyimlemek.
mümkün değil, yazık, ‘acaba’sız, ‘keşke’siz, ‘ama’sız olmak.
oysa bebek gözlerle bakmak var güne,

tüm yüklemelerden arınmış,
ve onca saf ve heyecan dolu,
yorumlamadan dahi,
mananın varlığını,
veya yokluğunu.


düşünceler, su yüzündeki kıpırtılar misali,
her tesirde değişen, eğleşen.
karmakarışık bir seyirlik alanı,
huzursuz, kuytusuz ve uykusuz!
dur bir an ve dinle,
dinginliğin çağrısını.
dışarının sızmadığı derinlerde,
dinlenen bir ışık var sende.


balık sudan ötesini merak edip durur da,
sıçrar bazen, o bilinmez dünyaya.
fazla kalamaz, sarsar onu bu yeni boyut,
ama geçilmez sanılan sınırı zorlamıştır ya!
hava ölüm değildir illa da,
hep suda yaşayana.
koşullar uygun olduğunda,
veya o, koşullara uyumlandığında!
iç içedir nice gerçeklik,
fark denenendedir ancak.
rüya uyuyana gerçek,
gerçek, uyananın olacak.


akıl bir şablondur,
bilgiye şekil veren.
bilgi ise, kuş misali,
akılda tutuklu iken,
deneyimle özgürleşen.
ve sezgi,
onun kanatlarındaki yel,
yaşam ile eğleşen.


gece gündüzü örter,
gün geceye sarılır.
gece de bir, gündüz de,
ayırırsa, yargı ayırır.
uykuda da ayrılık yok,
uyanıklıkta da, sevince.
ola ki, uykuda koru gerçeği
ki rüya sürsün uyandığında.


gerçek bu düşte gizli
bu uykuda bir erek var.
rüyayı farkettiğimiz anda
çırpınmaya ne gerek var?
aslolan bu farkındalık

oyunda olup, oyuna gelmemek.
hatta kurallar zorlasa da,
oyunu çok sevmek.
işte oyuna ölmek,
bu olsa gerek.


bir uyur bir uyanırız,
bir dalar bir çıkarız,
dokunup uzaklaşırız,
iki evren arası.
hangisi daha düşsel,
hangisi daha aydınlık,
veya gece karası?
hayal içinde hayal,
alem içinde alem.
ve farkındalık denilen,
tek bir teğet noktası.
o noktada kaynaşır,
düş ile gerçek,
o noktada aralanır,
ol gizemin kapısı.


gece rahimdir,
gün ile doğacak olana.
korku ve kaygıya inat,
niyetin ve umudun döllendiği,
ve tedirgin uykuların,
uyanışı beklediği.
bir gizem yolculuğu,
bilinmeyene açılan.
bir karanlık tünel,
ışığa dek uzanan.


açık olanı anlamadan daha,
gizil peşine koşulduk.
yepyeni bir terminolojide,
cenneti pazarlamaya soyunduk!
sanki can sıkıntısına çare,

anlı-sanlı gruplar kurduk.
nasıl bir doyumsuzluksa bu
manayı tüketmeye koyulduk!
bilgi yarıştırmada ustalaştık,

usta arayışında şaşkınlaştık.
ve şaşkınlığın mahmurluğunda,
yenice, bengice putlar yarattık.
içtendik belki, özde birliğe uzandık.

oysa yöntemlerce çoğaldık, parçalandık.
dağınık alanlardan içimize çekilip,
biraz düşünmek gerekmez mi artık?

 

sonraki sayfa