coşku/hüzün

pencere

penceremi açıyorum sabaha,
havanın kokusuna, pusuna,
rüzgarın ürperten soluğuna,
ve Güneş’ten önce uyanmanın coşkusuna.

penceremi açıyorum doğaya,
ağ gibi örülmüş dokusuna,
tutkusuzca üreten, paylaşan ordusuna,
abartısız ritmine, safca varoluşuna.

penceremi açıyorum insana,
kurgu amaçlar peşinde koşana,
ve defalarca yapıp, bozana,
gelişme adına yozlaşana.

ve penceremi açıyorum bana,
içimde her gün yeniden uyanana.
kalabalığın baskısına dayanıp,
yine de bakir kalmaya çalışana.


sabah

camda sabahın buğusu
gün uyanmaya tedirgin,
karanlık en yoğununda, inatla.
ama şüphesiz doğuyor aydınlık
örneğini sunuyor insana, doğa.
olan, en güzel deviniminde
gerektiği kadar kara ve beyaz
ve renk tayfının çümbüşünde.
sabaha uyanmak, bu coşku ola,
ve farkındalık, mucizeye şükreden!


tan vakti

kimi ay ışığında güzel,
kimi gün ışığında mutlu.
bense gecenin güne vurduğu o ilk anı,
karanlığın en koyusunda
doğmaya hazır
o ilk aydınlığı severim.

yepyeni bir buluşmadır o an,
yenilenmiş bir yürekle.
doğa dersini ezberletiyordur
binbir varlığa.
beyaz bir sayfaya
akmaya hazır nice renk.
nice öykü telaşta,
nice değişim köşebaşında.

korku geceye kalır,
umut doğar ilk kez gibi.
bebek gözlere şenlik
bir pencere açılır yaşama.
dört bir yanı sarmış
taze bir gün kokusu…


niyet

seçimlerimizle OL diyoruz olana
gücümüz bu farkındalıkta.
bir yaprak bile aciz değil aslında
rüzgarla bağını anladığında.

istediğimiz kadar güçlüyüz,
korktuğumuz kadar zayıf.
inandığımız kadar gerçeğiz,
reddettiğimiz denli hayal.

hissettiğimizce canlıyız,
sevdiğimizce huzurlu.
niyetimiz kadar insanız
cancağızım,
gerisi sadece laf-ü güzaf.


hüzün

özlemin ateşi her parlayışta,
sevgiyle titreşmek içten bir bakışla.
birlik beslenirken her sarılışta,
geriye hüznüm kalıyor…

vazgeçip anlaşılmak çabasından,
ve kendimi ispat sevdasından,
maskesiz yaşarken, en azından,
geriye hüznüm kalıyor…

yargıyı yadsıyorum çelişkilerde,
saygıyı katlıyorum ilişkilerde,
birliği kutluyorum bileşkelerde,
geriye hüznüm kalıyor…

haksızı haklıyorum aklımda,
yanlışı anlıyorum dünyamda,
gerçeği saklarken rüyalarımda,
geriye hüznüm kalıyor…

korkuyu atıyorum gönlümden,
bağları çözüyorum gözümden.
sevgiyle çözülürken, özümden,
geriye hüznüm kalıyor…


bir sabah

uyandır beni bir sabah,
Güneş’i göster bana.
göster, ışımak ne demekmiş,
ve ısıtmak bedelsizce.

gölgelere bakalım beraberce,
Güneş’le birlikte büyüyen, eriyen.
isteyene serinliğini sunarken,
bazen de üşüten, nedensizce.

çevirelim yüzümüzü bulutlara,
“merhaba”sız birleşen küme, küme,
ve ayrışan,”hoşcakal”a gerek duymadan,
rüzgarla sürüklenirken hedefsizce.

açalım ellerimizi, dua edercesine,
ilk yağmur damlası değsin avucumuza.
küçük bir gururla tutalım yağmuru,
daha yere değmeden önce.

uyandır beni bir sabah,
yaşamayı öğret bana.
bulut, yağmur, bazen gölge,
ve Güneş olalım beraberce…


gece

tüm sevgili başlar yastığa düştüğünde,
uzaklaşan günle, hisler üşüdüğünde.
rüyasız bir karanlığa dökülen gözyaşları,
anlar genişleyip, anılar üşüştüğünde.

upuzun, kopkoyu bir gece,
ne bir yıldız, ne de ay, gökyüzümde.
penceremden sonsuza, pek çok düşünce,
yankı bekliyor sessizce, ümitsizce.

boşluk, bomboşluk çevreleyince,
hareketsiz kalakalmış öylece.
anlamsızlığı paylaşmak değil de,
anlayıp, gömmek istercesine.

yalnız bekleyişime tan ağarmak üzere,
Güneş’in ilk renkleri göğü titrettiğinde.
gönlümün kapısını aralayan ilk ışık,
ve azalan gölgeler, Güneş yükseldiğinde…


yeniden

sis perdesi kalkıyor gönlümün gökyüzünden,
bulutlar dağılıyor, her zerresi hüzünden.
içimde gölgelenmiş aydınlık uyanıyor,
sevgiyle gülümseyen bir dost sesi yüzünden.

bugünün coşkusunu duymak yeniden,
tat almayı bilmek, salt eserinden.
yavaşca çekilirken beklenti tuzağına,
tırmanmaya başlamak, derinlerde bir yerden.

dolanmış bir yumağı çözmek misali,
karmaşadan dinginliğe ermek izinden.
nedenlerle gerilmiş yayı boşaltmak,
sonuç telaşında yitip gitmeden.


kayıp

şaşkın buluverdim kendimi,
tanıdık sandığım bir yolun ortasında.
herşey yabancılaştı birden,
kaybolmuşluk duygusu dört bir yanımda.

acele bir dönüş mü yapmıştım,
doğru-yanlış yol ayrımında?
uyaran işaretleri umursamadan,
sahte güven duyarsızlığında.

yolculuğun heyecanı sürerken,
ayağımın altında yol yorulmada.
sonra ışığı gördüm yolun sonunda,
ben ona ilerlerken, o da bana yaklaşmada.


köpük

“coşkuyu bira köpüğüne benzeten dosta…”

sevgi için hem yuva,
hem de yönsüz bir yolsun.
azad et ki sevgiyi,
sonsuzluğa yol bulsun.

bilginle, bilgeliğinle,
hem okul, hem bir kulsun.
unutma ki duygulara,
salt duyguyla dokunursun.

bir seçimse yaşamın,
duygu önde yer tutsun.
dizginlemek yerine,
varsın dört nala koşsun.

coşku özgürlüktür,
kafeste durulursun.
süregelen dinginlikte,
daha da yorulursun.

isterse tüm bardağın,
bira köpüğü dolsun.
bir köpükle havalanıp,
gökte bir zerre olursun!