kabulleniş

çağrı

bir sıcak bakışta,
bir gülümseyişte,
insanın çağrısını duydum.

sözün sarhoşluğunda,
gözlerde yolculukta,
derinlerin çağrısını duydum.

güneşin doğuşunda,
göğün parlayışında,
doğanın çağrısını duydum.

bilinmez diyarlarda,
ışıklı karanlıklarda,
uzakların çağrısını duydum.

iğne deliğinden sızdı aydınlık,
uyandı yürek farklı bir hale.
seslenen benimle,
ben kadar uzak!
bir irkiliş, bir diriliş, bir an,
O’nun çağrısına uydum.


hazırım

hazırım gecelere,
sabahı görmek için.
hazırım rüyalara,
senle uyanmak için.

hazırım karmaşaya,
huzuru katmak için.
hazırım sarsıntıya,
dengemi bulmak için.

hazırım kuşkulara,
doğruyu dermek için.
hazırım uzlaşmaya,
bütünü kurmak için.

hazırım tutkulara,
bağları kırmak için.
hazırım yargılara,
affı çıkarmak için.

hazırım yoksulluğa,
varlığa ermek için…
hazırım yaşamaya,
senle özleşmek için.


geliyorum

acımla geliyorum sana,
artık tadı aramadan bedende.
haz, yaşam çiçeğimin balı,
dağıtılsın, özü saklı ya bende.

açlığımla uzanıyorum sana,
doymamayı, dolmamayı istercesine.
susuzluğuma yetmezken sular,
sevgi ırmağından doyasıya içmeye.

çıplak yol alıyorum sana,
sakınmadan ve utanmadan ama.
ne gelinlik, ne de kefen bezi,
örtüler ağır geliyor ruhuma.

koşulsuz hazırım sana,
tüm kurallar yoğunca yaşandığında.
özgürlük tek tutku yüreğimde,
tutsağım tutkusuz özgürlüğümde.

bomboş geliyorum sana,
anlağın ve anıların yükünden azade.
bilginin işlevini yitirdiği anda,
ve sevgi, tek bilgi olduğunda.


evet!

her “an” bir soru gibi geliyor karşıma,
yapmak veya yapmamaktan,
olmak ya da olmamaya dek uzanan.
yanılsamalardan yarattığı kanunlarla,
acımasız bir yargıç misali zihnim.
denge noktası değişken, “hak” terazisinde,
doğruları tartıp yanlış çıkaran,
olageleni sınıflayan, ayıran.

zihinsel süreçlerin uyumsuzluğunda,
redler çınlasa da beynimde,
tüm sorulara cevabım “evet”.
özden, gönülden “evet”,
kabul ediyorum…


huzurda

huzurdayım, işte sonunda,
bir hal ki, kelimeye tanımsız.
hem zaman içinde, hem zamansız,
mekan içindeyim, ama mekansız.

gönülden çağırdığım anda,
hem doyuran, hem de doyumsuz.
ahsız, vahsız, sızlanmasız,
öylesine dopdolu ve yapayalnız.

korkudan, kaygıdan soyunmuş,
kendimi sevdiğimde, sorgusuz,
herşey bir noktaya sığmış, boyutsuz,
alem bende, ben alemde kusursuz.


güneş

karanlığın ışığa,

ışığın kaynağa,

insanın aydınlanmaya,

dünyanın Güneş’e çağrışını duydum.

Güneş’i perdeleyen bulutlar vardı,

ama Güneş hep oradaydı,

ne Güneş’e sitem, ne Güneş’e özlem,

umurundaydı!