soyutlamalar

değer

durağanlık, hareketin dönüşüm noktası,
olguların an için dinlenebildiği…
gelişim yönü seçilmezse,
gerileme kaçınılmaz olmaz mı?

toplanmıyan ekin samanlığa,
durgun su bataklığa dönüşür ya,
havaya fırlatılan cisim,
durduğunda düşmez mi aşağıya?

saklanan duygular patlama habercisi,
sinsice bekleyişte volkan misali.
ya uygulanmayan bilgi, neye yarar?
derler ya, keskin sirke kabına zarar!

soluk alış ve veriş gibi doğal,
her girişin bir çıkışı olmalı.
hem cepler, hem gönüller, hem uslar,
hizmette boşalmak üzre dolmalı.

herşey işleviyle eşdeğer,
işlevsellik ise, değişimi belgeler.
soyut, ama soyutlanmadan,
herşey beraberken bir değer!


nokta

boş kağıda düşen ilk nokta,
yazıma, çizime başlangıcı simgeleyen.
noktalarla beliren manzaralar,
veya bir ifadenin sonu, nokta!

serpiştirilmiş kah şiirde, kah nesirde,
yerine göre anlamlanan, anlamlıyan.
nokta, hem isimde, hem cisimde,
formsuz olup, formu tamamlıyan.

bir hat üzerinde kaynaşan,
dolaşan, sonlu veya sonsuz çizgilerde.
hem merkez olan bir çemberde,
hem de sıradan bir birim, çember üzerinde.

bütünlük içinde parça olmaya hazır,
kendi içinde ise bütünlüğü taşıyan.
değişime gebe, değişmez yapı taşı,
boyutsuz olup da, boyutları yaratan.

bir soru işaretinde yanıt aramada,
bir ünlemde, çığlığı yansıtmada.
geometrik evreni doğuran bir ana,
hem de, küçük bir çocuk orada…


suç

gökkubbenin altında ‘suç’ mevcut ise eğer,
‘en büyük suçlu bellektir’ mi demeli?
karmaşa içinde anılar ve beklentiler,
neler yaşandı neler, şimdi neler istemeli?

zaman doğar ve sürer bellek ile beraber,
başlangıçlar an be an sona doğru ilerler.
kah neşe, kah gam yüküyle trenler,
bellek peronundan geçerler, birer birer.

bellek cömertçe sunar, parça, bütün verileri,
niceliği niteler, niteliği nicelerken zihin.
ağ atıp yakalarken son moda değerleri,
yeniden biçimlenir senin kriterlerin.

kaydedilen hatırlanır, hatırlanan sorgulanır,
beynin mahkemesinde dost, düşman yargılanır.
neden-sonuç zinciri gerilir huzursuzca,
hedefler kurgulanır, olgular kıyaslanır.

oysa ‘an’ anımsamaz, unutamaz da,
‘an’ biriktirilmez, saklanamaz da.
onu hapsedemezsiniz belleğinizde,
‘an’ sonsuzlukta devinmektedir hala…


bir insan…

bir insan olmalı,
hem dinleyen, hep dinleyen,
söz’ü sesli de, sessiz de ileten,
iziyle yürüten, gözüyle titreten.

bir insan olmalı,
güneş’e ışığını yansıtan…
gölgeye, ötedeki aydınlığı anlatan,
hayalin acısına, gerçeğin tadını katan.

bir insan olmalı,
en yalın haliyle, en zor anlaşılan,
gönlüne sırça bir köprüyle ulaşılan,
bazen uzaklaşan, bazen de uzlaşılan.

bir insan olmalı,
hem ateşi, hem suyu barındıran,
kah durgun, kah bir volkanı andıran,
zıtları barıştırıp, dengeye inandıran.

bir insan olmalı,
amaçları aşan, salt yaşayan.
bir insan ki,
insanlığa yaraşan, ulaşan…


kelimeler

isimler böler, ayrıştırır,
sıfatlar çokca yargı taşır.
özne yapar, nesne bekler,
olayları paylaştırır.

ne, nerde, nasıl, niçin?
sorular cevap için,
cevaplar bir hiç için.

asıl soru, soruya,
amaç ne, sorgu niçin?

sözcükler esir söze,
sadece gör ve gözle.
gerçek tanıyış ise, öz’le…