19

çok usta bir heykeltraştır yaşam,
eksiği doldurur, fazlayı törpüler.
ne denli inatçı ise malzeme
o denli sarsar darbeler!
direnmek hüner değil,
kabullen, kaçınılmaz olanı.
form bulurken düşünce,
ustaya güven duymalı.
her yontuda daha ve daha,
sevince teslim olmalı.


her seçim bir birim azaltır olasılıklar kümesini,
yine de sonsuzca çeşitlidir, olabilirliğin çeşnisi.

eğer kesin ve keskinse tavrın,
evet, dikkatli yontmalı keskin.
çünkü her parça düştükçe yere,
dönüşün yoktur artık geriye.
ve zihninde tasarladığın üzere,
sen darbene kattıkça yorumunu,
an-be-an katılaşır,
sabitlenir heykelin formu.
veya izin verirsin değişime,

farklı biçimler yer tutar boşlukta,
ve kayıp yerleşiverir heykelin bir noktasına.
ağlayacakken gülümseyiverir bir yüz belki,
veya senden öte gökyüzüne döner gözleri.
sen kendini katarsın da yontuya,
heykel kendini yaratıyormuş gibi,
muzipçe boyutlanır ifadesi sanki.
ve duruş kendince bulur derinliğini,
mana daha bir kavrar beklediğini.
evet, daha güzel olur belki şekillenen
iraden, oluşanın iradesini özümserse eğer.


derler ya, her seçim bir vazgeçiştir,
her vazgeçiş de yeni bir seçim aslında.

her an her şey olası.
yaşam sonsuz seçeneğiyle genleşir,
nice anlık duraklarda.
koskoca bir umman ortasında varlık,
hangi yöne baksa yeni bir dalga yaklaşmada.
duraksamak belki, ama durmak mümkün değil.
ivme yoğun, ivme kaçınılmaz ve sürekli!
ve ‘önce’nin birikimi yüklenir tek bir seçime.
tek bir olasılık geçerlik kazanır o an içinde,
niceleri sönüp giderken vazgeçişin karadeliğinde.
keşke’si kalmaz yaşananın,
belki’ye yüklenir beklentiler,
yepyeni koşullarda,
yepyeni deneyimler beklerken.


ama ne ak bitecek, ne kara,
sürüp gidecek bu samsara.

her seçim, dışladığıyla dengede,
diğer’ olanı sevsek de, sevmesek de…
ama biz, benzerliği ararken,
farklılıkta bütünlüğü özlerken,
sürmede hüzün,
sürüp gitmede…


parçaya özen, bütüne özendir aslında.
ama detaylara kapılıp,
bütünü gözden yitirmeme şartıyla.
sırf önüne bakarsan, uzaklar çarpar sana,
uzaklara dalarsan da, yakın dolanır ayağına.
denge arıyorsan, yakını dikkatle kolla,
yürürken, adımına kat bakışı.
ama uzaklar zihne sığmaz,
uzakları gönlünde taşı.


kalıplar belirler, şekil verir,
ama kısıtlar da formu aynı zamanda.
tuhaf ki, ne denli esnek ise çeper
o denli zor olur uyanmak,
sınırların farkındalığına.
en başta ayırandır
içeriyi dışarıdan.
soyutlayandır,
kişiyi, olguyu,
bir ortak alandan,
her şey’ olandan!
eninde sonunda kırılmalı her kalıp.
form, formsuzluğa yönelirken içrevi.
tıpkı buzun suya erimesi,
suyun da havaya ermesi misali.


evet, yeni bir şey yok
gök kubbenin altında.
çünkü her şey hep vardı,
ve var olacak sonsuzca.
ama eski bir şey de yok,
yaşanmış ve yaşanmamış var sadece.
ve bağlantı noktası olan,
yaşanmakta olan an!
tüm olasılıkları taşıyan,
ve yaratının coşkusunu,
hep yepyeni kucaklayan.


hiçbir yol dümdüz değil ki,
sapmasız, sapaksız değil ki hiçbir süreç!
her yol ayrımında, ‘o an’ saptar seçimleri,
önceden sabitlemek mümkün mü ki her birini?
niyet’ dersin ve çıkarsın yola,
önceyi bırakırken başlangıcın ardında.
ve düşlerin uzak düşse de yol heyecanında,
gözlerin yakın kalmalı,
tam adımının altında.
yürürsün, yüreğin menziline ayarlı.
yürürsün, yüreğin değişime duyarlı.
kah ilerler yol alır, kah duralarsın.
kah sanki kendi çevrende fır dolanırsın!
yine de akar hayat, sen akarsın biteviye,
bir adım, bir adım daha, adımların ötesine.


benzeşse de olgular,
tekrar yoktur hiç evrende.
değişir mekan/zaman kesişimi,
değişir noktanın koşulları.
ne bulut aynı kalır, ne deniz,
ne tohum, ne ‘masum’, ne de biz!
bunca bilinmezlik ortasında,

bedenin mühendisi zihin,
ölçüp biçerken olasılıkları,
yürekteki sanatçı dalar yaşama.
andadır, anlıktır duyumsayışı,
ve aracısız deneyimler,
o sınırsız akışı.


su her yatakta farklı akar,
ve akarken de değiştirir yatağı.
ilkten sona ve sonsuza,
ortak bir yaratı eyleminde.
bilgi de akarken sende,
sen bilgice yaşarsın, bilgi de sence.


ılık bir meltemde dimdik durursun da,
şiddetli bir rüzgar esmeye görsün,
ya eğilirsin korunmak adına,
ya da rüzgar vurur yere seni,
kendi yolculuğunda.
ki, yaşam rüzgarları daima güçlü,
ummadığın denli değişken!
eğilebilmek gerek, gerektiğinde,
veya kendi gururunda tükenmek.


ağırdır bazı duygular;
hırs varsa, haset, gösteriş varsa,
abartı varsa hazda veya acıda,
veya en masum haliyle bile,
kıyas varsa yaşananın duyumunda,
sarmal sarmal açılmak yerine,
kat kat içe çöker yaşam enerjisi.
nice boyutları dolanmak varken,
burgu burgu deler, taşıyanın içini.
fazla değil, tek bir adım yeterdir sanki,
tek bir zaaf, ‘zararsızdır’ sanısında!
bir anda başlar hatalar tepkimesi,
ve tıpkı bir girdaba çekilmek gibi,
gitgide artar tükenişin debisi.


ölçüp biçmeye başladığın mı hayatı,
ne uyar, ne yeter hiçbir terazi sana.
değişmezi sunamaz en yetkin ölçüt olsa,
her olgu farklıdır çünkü, kendi ağırlığınca.
kantar varsa elinde, hafif farkedilmez de,
mümkün mü odun tartmak altın terazisinde?
bırak, işin olmasın değerlerin kıyasıyla!
tek bir değer seç, koy kalbinin ortasına.
iyilik de, güzellik de, sevgi de istersen adına
hırs, haset sürse de hep, sen yaşa doyasıya.


deneyimleyen de ‘olan’dır, deneyimlenen de,
ve olayların bilgisidir aktarılan genden gene.
yapmak, olmanın bir edimidir sadece
yaşananla değil, yaşamla özdeşleşmeyi dene.


her süreç çelişkileriyle yüklü,
mekanda, zamanda, halde,
değişen az-çok dengeleriyle.
huzurlu yaşama sanatı da,
her şeyin geçici olduğunu
benimsemek olsa gerek!
gideni ve geleni sakince kabullenmek,
olmayana yerinmek yerine, olan ile yetinmek.
yetinmek de ne demek, olana aşkla sarılmak gerek.


damla damla dolar da kabın,
nice emek ve sabırla,
boşalması öylesine kolay ki!
bir anlık dalgınlık veya hata,
veya da sadece döndüğü için dünya,
bir bakarsın, kalakalmışsın,
yitenin ardında, sorularınla.
hele de bilinç yolcuları,
hazır olmalı değişimin hızına.
yükseldikçe titreşim,
inceldikçe duyumlar,
daha da sarsıcı olur etkileşim.
tıpkı altın tartar misali
en hassas terazide,
bir toz zerresi yeter,
dengeyi alt-üst etmeye.

 

sonraki sayfa