12

dışarıda hiçbir şey yok.

sen yoksan, var mı evren?
gözlemleyen varsa ancak,
varlık bulur gözlemlenen.
her şey seninle var,
ve sen olan, sence alemi kapsar.
peki sen her şey isen
senin dışında ne var?
ve, ‘var-yok’ asallığında başlar,
ilk ve aşılamaz ikilik!
her öğe bu ilkeyi kopyalarken,
bölünmeden çeşitlenir ‘tek‘lik.
evren dolar, çoşar, renklenir,
kol kola gezer zıtlıklar,
kol kola yaşar her zerrede,
azlık ve çokluk, kötülük ve iyilik.
işte yol, kabulden geçer bu asal bölünmeyi.
kutuplarla savaşmak yerine,
merkezde dengelenmeli.


yarıçapı sonsuz olan bir küre!
içinden baktığında
karanlıkta kaybolur bakışların.

dışından gözlemlemek ise
mümkün değil!

her şey ve sen’ ikiliğinde,
ayrı ve yalnız kalır çabaların.

peki ya sen, ‘her şey‘ isen?
ya koskoca bir evrense bedenin?
kim anlatabilir seni sana,
ve kim anlayacaktır sen olmayı,
özne de nesne de ‘bir‘ ise
olan ve olmayan, aynı ve ‘tek’ ise?
anlayış, görece halin arayışı,
oluş halinde ise hiçbir çaba kalmaz,
öyle bir hal ki, sözle açıklanamaz!
ama sanki bir ses kalır,
sessizliğin içinde.
sevinç şakır yüreğinde,
sen susarsın, o susmaz.


öyle çok şey olur ki her an,
dünya gözlerine görünmeden.
hem çok küçük,
hem çok büyük boyutlarda,
dalga dalga yayılır evren.
tohum, bize açana dek,
tamamlar eşsiz sürecini,
sergilenen mucizeye kapılıp,
unuturuz öncesini.
oysa potansiyelin erki,
devindirir andaki kinetiği.
görünen, gözlere şenlik
ama asıl güç görünmezde gizli.


tek bir hareket, boşluğun titremesi misali,
ilk hareket, öncesi ki idrak-ötesi!
ve zincirleme tepkimelerle büyüyen,

coşkuyla çeşitlenen bir devinim.
ve bu sonsuzluğun bir noktasında

var olan, varlık bulan, insan.
tek bir hareket sonsuzluğa muktedir!

ya ‘ben‘, ve nice hareketim?
tesirimin ayırdında mıyım?
nice oluşuma odak olanım,
ve ne denli sorumluyum,
farkında mıyım?


evren hepimize kayıtsız şartsız sunulmuş da,
biz parsellemişiz var olanı,
madde ve mana duvarlarımızla.
ve kalakalmışız bitmez sorgularımızla,
sınırlarımız denli sıkışmış ve tutsak,
sınırlarımız denli mutsuz ve isyanlarda.
ayrı hissetmek iken korkunun kaynağı,
bütünleşmekten korkmuşuz, nedense.
egonun çığlığı kükremiş her yakınlaşmada
ve savrulmuşuz uzaklara aniden,
uzaklaşmışız, ‘onlar’ sandığımız kendimizden.
ve parça parça büyümüş yalnızlıklar,
ikili ayrımlarla çoğalmış ayrılıklar, acılar.
oysa öyle olası, hatta kolay ki,
çirkini güzel kılmak yürekte.
saf bir niyet ve anlık bir seçim yeter,
bütünsel sevginin bilgeliğinde.


az ışıkta çoktur gölgeler,
keskindir sınırlar, formu vurgulayan.
göz parçalara odaklanır, tüm merakıyla,
zihinse oyalanır, ince ayrıntılarda.
ama güçlü bir ışık vurmaya görsün aynı mekana,
erir çizgiler, silinir tüm detaylar.
yok olur, var sanılan sanrılar,
ışıkta bütünleşir paramparça doğrular.
zordur gerçeğin ışığına dayanmak!
bu yüzden bu denli kaçışlar,
bunca oyunlar, oyalanışlar.
zordur, ama hazır olmak gerek,
bir kaçınılmaz an’a,
tüm duyuların felcinde,
bu rüyadan uyanmaya.


sınırsız bir enginlik üzre,
dalgaları farkederiz ilk.
seyreyleriz kıpırtıları,
değişken, heyecan verici,
kah kızgın, kah ise eğlendirici.
sürekli bir devinim içinde,
bir yükselip, bir kaybolan,
kah yönlendiren yolcusunu
kah ise ona yolunu şaşırtan.
oysa derinlerde saklıdır asıl güç
ve dalga, derinliğin hıçkırığıdır sanki
sığ yüzeylerde yankılanan.
benzer hallerdeyiz biz de,
zihnimiz dalganın oyununda.
derinlerimiz ise sadece beklemede,
sınırsız ama huzurlu bir potansiyelde.


camda bir su damlası,
kayar, yuvarlanır,
aheste veya acele,
ve birleşir yekdiğeriyle.
büyür, koskocaman yansıtır ışığı,
işte gözlere şenlik, muhteşem bir gökkuşağı!
sadece insanlar değil ki,
her şey kendi tekamülünde.
her öğe, her eleman,
salt bütünleşme özleminde.
varlık çeker benzerini zerrede,
veya farkı reddeder, iter.
titreşim yakınlığı aslolan,
uygunluğu hissetmek yeter.
nice dolanırsın da,
birden, bir yer, seni kendine çeker.
ama sen mi seçersin mekanı,
mekan mı seni seçer,
bence bu düşünmeye değer!


her şey olana perde,
her şey olanın ifadesinde.
evren ağız ağız konuşmada insanda,
bakmada, görmede sayısız canda.
sen, ben, o veya ‘biz’ misali,
değmede, dokunmada yaşama.
bir gerçeklik ki ömre bedel!
biz kadar ‘rezil‘,
veya biz denli ‘güzel‘.


yaratılış tek bilgiyi yankılar,
hem parçada, hem bütünde.
ayırmadan, kayırmadan
zerre denli sınıflamadan hem de.
tek bir nefes, mucizenin tanığı,
kutsaldır yaşamın her bir an’ı.
her olağan, olağan-üstü
yaradan’ı sıradanda tanı.


tıpkı sonsuz bir gökyüzünde,
belirip kaybolan bulutlar gibi,
form ve boşluk hep iç içe,
hep beraber değişmede.
var’ bildiğimiz ‘yok’a
yok’ bildiğimiz ‘var’a,
çizgisiz, sınırsız bir geçişim içinde.
her şey öylesine anlık,
öylesine kolayca,
dopdoluya ve bomboşa dönüşmede.
salt bu bütünlüğü kavramak adına,
boşluğu dinle!
bir ses ver evrene
ve sana geri dönmesini bekle!

 

sonraki sayfa