8

merkez görünürde hareketsizdir de,
tüm hareketi besler, dengeler.
evreler geçişir hepsi bir noktada bağlı,
seyir sürerken, o tek nokta seyreyler.
değişimin hızı konum ile değişken,
çeperden içe doğru sakinleşir devirler.
tekerlek döner, biz dolanır dururuz,
evreler aynı, farklı olansa yörüngeler.


Varoluş, ki yaşamlar boyu göreceliği anlatır bize,
‘Mutlak Olan’ın özlemini silemedi iç evrenimizde.

herşey, bana göre,
ben, herşeye göreli.
yokluğun görünmez ağı içinde,
canım, her cana bağlı,
varlığım, varoluşa bağımlı.
ben’ dediğim bir anda,
tüm ‘ben’ler yankı verir,
olgunun eşzamanlılığında.
bu yüzden ki, kendime ait sansam da,
tüm‘edir, evrenedir yaşam sorumluluğum.
bir nefes bile iz bırakmadan solmaz bu alanda
zamanın rüzgarıyla savrulsa da soluğum.


merkez sende!
o hep aradığın,
çekimine kapılıp yöneldiğin.
ama tam yakınlaştığın anda,
delice bir korkuyla sarsıldığın!
o merkez hep sende!
o merkez yerleştiriyor seni,
binbir yörüngeye,
duyguda, düşüncede, eylemde.
tüm iniş çıkışların,
sarsılıp kalışların,
yürüyüp duruşların,
tüm dalgalanışlar,
o odağa göreli.
ve tüm şaşkınlığın,
onu hissedip de,
dokunamamanla ilgili.


merkez bir birim kaydığında,
kat be kat sapmaya uğrar,
yörünge üstündeki bir nokta.
öyleyse asal ve kolay olan,
odakta düzeltmek hatayı!
halka halka kimlikler,
özde sağaltılmalı!


bir referans olmalı
her tartıda, her ölçüde, her ayarda,
her adımda, her yorumda, her seçimde.
dengeyi bulmak adına,
kendi tutarlılığımızda.
bir merkez olmalı.
her kaçışın dönüşünde,
her kayboluşun buluşunda.
yuvaya yöneliş misali,
rastgele yolculuğumuzda.
işte tüm arayış bu değişmeze.
değişirken koşullar,
değişirken panorama,
ve bizler…
tüm bilgi, tüm özlem,
öylesi bir farkındalık adına,
bizi yörüngelerde yaşatan
merkezin çekim alanında.


her düzen, bir üst düzenin alt kümesi,
sınırlarının ötesini dışlayan,
‘öte’yi düzensizlik olarak algılayan.
oysa düzen, sadece bir kurgu,
sınıflamak ve yönlendirmek adına,
sonlulara ayırmak sonsuzu.
ve parsellere sıkıştırmak yaşamı,
evcilleşirmeye çalışırken
kaosu.


düzen düzensizliğe akar biteviye,
düzensizlik ise kendi düzenini yaratır,
çabucacık ve gizemsi bir tutarlılıkla.
bize düşen, vektörün yönünü farketmek olmalı!
ne düzene, ne düzensizliğe direnmek yerine,
yaşamın dinamiklerine uyumlanmalı!
olur a, başımız döner, sarsılırız devinimle,
o zaman ‘aşk’ bilmeli yaşananı,
kaprisiyle, öfkesi ve şaşkınlığıyla,
sevmeli yaşamı, severcesine sevgiliyi.
belki böylece kolaylaşır kabullenmek,
güzeller güzeli evrenin nazını, cilvesini.


bir sayfayı doldursak noktalarla,
kendimizce keyfi, kendimizce rastgele.
sonra da dolandırsak bakışı,
odaklansak farklı bölgelere,
bildik şekiller belirmeye başlar,
düzenler çeşitlenir düzensizlik ortasında.
kolayca kurulur bağlantılar, uzamsal uzanımda,
kural mı ararsın, hazır, zihnin çağrışım oyununda.
düzen bildiğimiz bir kurgudur çünkü,
rasyonel kılabilmek için olguyu!
ve evrensel aklının sınırsızlığında,
düzen de sonsuzlanır, gizlice sarar kaosu.
evet, muhteşem bir düzen,
bize rağmen ve bizden öte.
oluşa uyumlanmak düşer bize,
olan’ uymasa da koşullu beklentimize.


bakarsan bir türlü kaynamaz da,
arkanı döndüğün anda taşar süt.

düşünce sonsuz hızdadır da,
madde yavaştır, zaman içredir çünkü.
emektir, sabırdır onun yolu,
kahkaha denli –hatta ötesi, gözyaşı dolu.
sanki dolmayacak gibidir kap,
kapanmayacak gibidir,
yaşam denen hesap.
ama bir eşik vardır,
kendi zamanlamasıyla gelen.
damla damla birikir isteğin özü,
ve beklemediğin anda olur, beklenen.


bir frekans uyumudur, bağlanmak,
dalgalar boyu akıp gelene,
sürekli sana senden haber verene,
sese, kokuya, dokunuşa, sevgiye.
ki, sana bağlı genişletmek duyarlılığını,
her şey bilinçte verdiğin emeğine oranlı!
az’da da kalabilirsin, sen ‘çok’u çağırırken,
veya ‘çok’ bulur seni, ‘az’ ile yetinirsen.
okuyarak, düşünerek, dostlarla konuşarak,
veya sadece yaşamı doluca hissederek,
değişir titreşimin, güçlenir bütünlüğün.
ama tek tek olanla değil,
tek‘ olanın yönünde,
ve sen genişledikçe,
evren dolar içine.


neden ararsan,
mutlaka bulursun.
yeter ki zihin,
kendi oyununda
kendini avutsun.

ama her buldum sandığın
realitence sınırlı ve sınırlayıcı,
çizgisel bir dizgeye yükler manayı.
neden-sonuç zinciri beslenir de böylece,
her çıkarım bir sonraki sonuca gebe.
oysa herşey ortak bir ‘neden’den,
tek bir oluş, nice olguyu tetikleyen


istek sonuca odaklıdır, yaşam ise sürece.

damla damla birikir emek,
sabır sabırsızlığa yazarken,
tüm inadımıza inat,
sürecin zamana duyarsızlığında.
biz tekmelesek de duvarları,
isteğimizin yangını denli yaralı,
kendi eşiğini bilir olgu,
bize rağmen/bizden onaylı.
dolu bir kabın taşması misali,
bir sarsıntının dokunuşunda,
bir düş daha realiteye katılır,
hatta en ummadığımız anda.


manzara bütündür de,
trende olan için,
penceresi kadardır gördüğü.
gittiği hızda değişir dünya,
kah duraksar, kah coşar,
bu raylar üstündeki dansta.
ve düzene dizilir akış,
bir önce-sonra bağlantısında.
ama bu görece algılayış bir yere kadar!
kompartımanlarca bunaldığında,
sadece trenden inmek yeter.
ve kendi etrafında dönmek,
çemberini tamamlayıp,
tümlüğü farketmek adına.


önce veya sonra ise, geçici ve yalan,
gerçek‘ ise, şimdi, burada ve benimle olan.
çünkü ‘şimdi’, ‘daima’ demek,
şimdi’, ben var olduğumca sürecek!
gel-geç zihinlerde görünüp kaybolurken güneşler,
hiç batmayan‘ın bilince doğuşuyla aydınlanır kişi.
zamana asılı perdeler kalkar da bir anda,
gerçeğin ışığı süzülür saf ve yalın,
hep orada olanın farkındalığında.


gerçek tektir,
doğrular ise var olan sayısınca
çok ve çeşitli.
doğrular çelişir, çatışır da,
gerçek hep gülümser,
hepsinden bağımsızca.
her doğru kendi yerinde,
yerli yerinde,
bir sonsuz matriks içinde.
aslolan bunun farkındalığı işte,
ben kendi doğrumdayım,
ama niye?


değişmeyen özlem,
değişmez olana,
değişirken her bir şey
değişmezin alanında.
olanda olmayana öykünmek
en büyük çelişki bu olsa gerek!


bir merkez, dingin ve dengede,
ve herşey onun etrafında çeşitlenmede.
bir tekerleğin şaftı misali,
hareketsiz görünür ya
tüm devinimin odağı,
ve renksizdir, dönerken,
çocukların cıvıl cıvıl renkli fırıldağı.

her değişen, bir değişmeze göreli,
ki, o değişmez görünen de değişmede.
çünkü her şey kat kat ve boyut boyut,
mutlak‘ bildiğine zincirli.

ama ‘tek’ olan,
tüm varoluşa ortak olan,
kendi bilinmezinde gizli.
tıpkı boşluk misali dolu olana
ve yokluk misali, var olana.
sanki hep sakin bir beklemede,
bilincin sonsuzluğunda
ve sanki,
sonsuzluğun sonunda.

göreliyi taşıyan ama görece olmayan,
‘mutlak’, her an, her yerde olan.
sonlu ile tezahürde,
deneyimi sonsuzlayan.
en doğalın doğasında,
en olağanüstüyü sunan.
‘mutlak’, sabahımıza doğan
ama gecemizde kaybolmayan.
o ki her parçada aranan,
o, aramadan bulunan!

 

sonraki sayfa