21

yalan süslüdür, gerçek ise yalın.”

dilimiz karmaşık metinlerde ustalaşmış da,
sevgi sözcüklerinde acemi kalmış.
tuhaf adlı yemeklere alışmış, ama,,
kaynak suyunun lezzeti damakta kalmış.
para tutmaya alışmış ellerimiz,
bir pamuk eli hissedemez,
hep dalgın, hep uzaklarda,
gözlerimiz, gözlere dalamaz olmuş.
öyle yüklüyüz ki gereksiz alanlarla,
zihnimiz basit olanı algılayamaz,
yüreğimiz saf duyguyu kaldıramaz,
bedenimiz günü taşıyamaz olmuş.
oysa safraları atmak gerek,
hafifleyebilmek için.
farklı bir boyuta, hale değil,
salt kendimize yükselmek için!


inanma zamansız sözlere,
hep’ diye başlayanlara,
‘hiç’ ile direnenlere
ve ‘mutlaka’ diyenlere.
inanma, söz veren sözlere,
süreklilik yeminlerine.
ama’larla çınlasa da isyanın,
ama olmalı, olabilir, mümkün!
özlemin sızlasa da,
değişmez olana,
değişmez’ değişimi seçmiş bir kere!
yaşam dediğin
noktasız, virgülsüz bir akış,
sözler bunu bilmese de.

inanma zamansız sözlere!
ne ‘hiç’ var, ne de ‘hep’.
arada bir yerlerdeyiz
sınırlı, değişken,
şaşkın kendimizle.
ne ‘hiç’ var, ne de ‘hep’,
hele ‘daima’… ‘asla’!


söz, gerçeği süsleme sanatıdır,
herkes de kendince bir sanatçı.
kişi nice etkilense de,
kendini katar resmine.
her realitenin tuvalinde,
farklılaşır anlam.
ve yaşananla çeşitlenir,
sözde çok, özde bir olan.
kah gizem özleminde karmakarışık,
kah ise gün ışığı denli açık.
bazen bembeyazı lekeleyerek,
bazen de siyahı renklendirerek.
ama hep çerçeveyle sınırlı!
hep sınırlardan geri dönerek,
ve hep göreceliğe gömülerek.


bilişin değil, inancın kanatlarıdır söz.
söz nice realiteyi dolanır, eğleşir de
sessizlik ‘bilir’,
ve suskun kalır yerli yerinde.


söze yüklenmiş evrenin bilgisi,
kat kat sırların gömütü sanki kitaplar.
söz ki, harf permutasyonları sonuçta,
ama söyleyene, dinleyene görei
manası boyutlanır bilinçte.
ve anlamak, zihinde değil,
varlığının özünde bulur asıl yerini.
kah gözyaşları boşalır taptaze,
kah ise, gülümseme sarar benliğini.
ve hep aynı tuhaf duygu,
ben söylemiş olmalıydım bunu!
anlamak, hatırlamaktır çünkü,
zamanlar boyu unuttuğunu!


tekrar, ama ezberlemek için değil,
kitap yükü bilgiyi veya reçetemsi bir tekniği.
tekrar, unutmamak niyetiyle yaratıyı sevmeyi,
ve canlı tutabilmek için bu yeminsiz niyeti.
belki gün doğumunda veya gecenin yarısında,
hatta ve keşke, nefeslenen her anda,
tekrar ve tekrar huzuru çağırmak.
gündelik çabanın kapısına,
kapılmamak için hırsların girdabına,
ve göz boyacı perdeyi sıyırabilmek adına.


gündelik anlayışta, ‘olan’ anlamını yitirmiş sanki,
olduran’, ‘olan’dan bağımsızmış misali.
aslında tüm kurgu koskoca bir egonun ürünü,
ki, en başta dilimiz benimsemiş bu oyunu.
özneye yüklemişiz tüm yüklemin erkini,
ve sıfatlarla bezeyip abartmışız özneyi!
kimliklerle örtülmüş de özdeki cevher,
haliyle değil, eşkaliyle özdeş kılınmış kişi.
oysa süregen bir eylemdir, bir akıştır, yaratı,
yapan, yapılan ve olan’ tek ve iç içe.
işlevinden ayrı kılınamaz ki hiçbir öge!
belki yaptığıyla seslenmeliyiz bir diğerimize,
sıfatların, isimlerin yerine.


hiç bomboş bir zihinle dinlediniz mi kimseyi?
bomboş, kıyassız ve yargısız kaldınız mı, bir an için?
veya, sustuğunda sözler, duygunun yükselişinde,
dayanabildiniz mi sessizliğe, sesinizi söyletmeden?
ve karşınızdaki gözlerden bakanı hissettiniz mi,
kendi bakışınızı ona zorla yüklemeden?
hele de doğanın bin bir halini,
soğuğunu, sıcağını, karını, rüzgarını,
benimsediniz mi, hiç şikayet etmeden?
alıcı olmak, kabullenmek demektir sunulanı,
ve kucaklamak, kendiliğinden geleni.
tıpkı gökyüzünün gözyaşını,
toprağın sevinçle yudumlaması misali.


bir ritüeldir yazmak,
kendini anlama yolunda.
simgelere yüklersin haykırışını,
birileri duysun istersin sanki.
bir aşinalık, duyguda,
paylaşılsın dilersin.
oysa herkes kendini dinler,
her okuduğunda.
ve tek bir söz bir şifre olur bazen,
can özü titrer kuytularda.
ve sözün açtığı kapıdan,
sessizlik süzülür şifa adına.


şiir silahsız bir eylemdir,
yıkmasa da, nice duvarları sarsan.
ve zihni aşıp, yüreği yokluyorsa eğer,
en hassas noktaya ulaşmıştır menzili.
sözün titreşiminde yakınlaşır insan,
canca, insanca duyguların özdekliğinde.


satırlarda, dizelerde veya sözde,
her ifade, her haykırış,
aslında aynı özü taşır içinde.
ve tek ve ortak olan yankılanır,
insanca çeşitlemelerde.
bitmeyen özlemiyle,
manayı ararken madde,
nice sembollerle çalar
soyutun kapısını.
ve rakam, harf veya nota,
hep birer şifredir özünde,
nice permutasyonlarda saklar hepsi,
evrenin ortak gizil yapısını.


her sembol bir anahtardır,
yüklendiği anlam denli etkili.
aslolansa kapının ardındaki sır.
anahtarlarla oyalanmak yerine,
yerinde kullanıp, sonra da terketmeli.


imgelem ‘şimdi’nin gücüdür.
düşünsel bir kalıptır o,
tezahürü şekilleyen.
niyetin ve isteğin gücüyle yüklü
saf potansiyeldir,
devinmeyi bekleyen.


mecaz soyuta giydirilen bir giysidir,
farkedilir kılmak adına.
mecazla gökler yere iner de,
şiirle yükselir yine.
evren tasarlanır,
kah zihinde, kah yürekte.
düşünce ve düş arası,
keyifli bir gidiş-gelişte.


hiç yazılmamış sözü,
hiç çalınmamış sazı,
ve hiç resmedilmemiş beyazı
duyumsadığında,
sen susarsın
yaşam dile gelir içinde.
şiir olur, şarkı olur her nefes,
ve güzele boyanır evren
bilinmezin fırçasında.


bir eşik vardır ya,
geçildiği anda bir rezonans başlar,
büyür titreşimler, sallar ‘n-yılık’ duvarları.
böyle çoğalmak ne güzel,
sesde, sözde, öz-be-özde.


sessizlik yer tutana dek içsel yolculuğunda,
sen sessizliği yakala anlık duraklarında.

başlangıçta gerekli belki,
özel bir ortam, belli koşullar.
bir aracı, belki bir ritüel,
uzaklaşmak için oynaşan alanlardan,
belki de kaçmak için, yorucu olanlardan.
ama aslolan, ki oyundan uzak olan,
karmaşanın ortasında koruyabilmek huzuru.
ve her yaşananda hissetmek, ruhun yolculuğunu.


söz istendiğince güzel,
sınırsız güçlü, kanatlı, yüce,
ve en acımasız, kişi çirkinleşince.
söz, insan kadar değişken,
beyaz ile kara denli çelişen,
yok’u var, ‘var’ı yok kılan usta çevirmen.
söz vurur geçer de yüreği,
bir alemden diğerine müfteri,
yalan bile gerçek sanar kendini.
ve, ‘sus‘ zamanı, şifa adına.
ne konuşan olsun, ne de dinleyen,
sessizliğin mesajı, duyulması gereken.

 

sonraki sayfa