24

ne güzeldir özlemin yolculuğu!
yepyeni kanatların heyecanında,
ve mavinin dayanılmaz tadında!
mavi, ki, kızıla, mora bulansa,
gece koyusuna dek uzansa da hatta!
gökyüzü sonsuzluğudur bir kuş yüreğinin,
ama yazık ki kanatlara beklentiler takılır.
uçuşun büyüsünde uyanık kalmak gerek,
çünkü her sınırsızlık, kendi sınırına açılır.


güzellik bir özlemdir, tek özlemdir belki de!
öncesiz ve sonrasız zamanların esin kaynağı,
en coşkun hazzı, en içkin acısı.
bir koku, bir ses, bir nefes,
farklı bir titreşim, bir renk, bir parıltı.
ortak şartlanmalara teslim edilmezse eğer,
toplumsal bilincin defilesinde değilse yürekler,
güzellik de soyunur süslü libasını,
saf ve ayıpsız sergiler, eşsiz doğasını.
tıpkı bir çiçek misali,
kendince, sadece ve özce.


zamana bağlama sevincini,
bekletme ‘layık’ bir olaya, güne,
saklama ‘özel’ bir kişiye, kişilere!
hakkın bil, kendine görevin bil,
eğlenmeyi tüm saflığınca!
şenliğin olsun yaşamak,
evrenin cömertce sunduğuyla,
takvimlerden bağımsızca.


ama geriye düşmemeli gözler
öncesi, bugüne getirdi ya beni.
hepsi bu anda saklı zaten,
ayak izleri zamana gömülmeli.
ve arayış beklenti değil,
kıpır kıpır bir sevinç olmalı.
onca yakın olanı hissederek
onca ‘ben’ce olanı bilerek,
ve çok severek,
hep severek…


içe düşen bir gülümsemedir erinç hali,
söz bile suskun kalır, huşu içinde!
ve susmak, en çok konuşmaktır aslında.
sessizlikte olmak…
tüm seslerin rahminde,
gürültüsüzce devindirmek bilgiyi.
ve kuytu bir huzur odağından,
dalga dalga yaymak sevgiyi.


zihin susmaz ya kendi kendine,
en mükemmel zamanlamayla
uyku girer devreye.
bir ağırlık, tatlı mı tatlı,
ve gözler kapanır bildik aleme.
farklı bir eşikte titreşir bilinç,
‘bir varmış, bir yokmuş’ tutarlılığında.
ve yepyeni bir görünün penceresinde,
sembollerin dansı başlar,
akla ziyan, paradoksal boyutların ağında.
sınır-ötesine bir yolculuktur uyku,
gerçeğin şakacı kanatlarında süren.
bir parmak bal ağzımıza çalınan,
gizil bahçenin çiçeklerinden.


öte’ seni komaz ki yalnız, ıpıssız,
sen kadar umursar seni
sen denli sever.
vazgeçmez ki senden
bir an bile, an içinde.
çağırır her zerrede,
duyarsın, kulağını tıkasan da.
kaçtığın her yerde aynı hayal,
saklandığın her gecede aynı düş!
zamana saklı geçmiş ve gelecekler,
şimdi‘yi kutlarlar da,
kayar giderler avucundan,
garip bir akışın deviniminde.
geçmiş de sen, gelecek de!
kendi attığın düğümleri çözdükçe bir bir,
tüm çırpınışlar dinecek.
sen kalacaksın geriye
sadece, özgürce, ‘sen‘ce…


sevgi bir yerlerde saklı değil ki,
orada-burada arayasın sevgiyi?
sende var olanı, sana mı sunmalı birileri?
ve ‘tüm’ senden öte değil ki bir adım bile,
sen’ bildiğin yanılgıyı reddettiğinde.
kutsal, sevginin barınağıdır
bu yüzden de ‘yer’sizdir.
en sığda, en derinde,
en katı veya en akışkanda.
en yerde, en gökde,
hem çirkinde, hem güzelde
ve hep seninle, hep sende,
sevgice hissettiğinde.


yaşadığını unuttuğun anda
unuttuğunu hatırlacaktır yaşam.
ve biri bine sattığında
bomboşluktur sende kalan.
gökyüzü ışıksız, deniz balıksız
gizli bahçen ıhlamursuz kalır da,
sabahın muştusu bile susar,
ah ile, vah ile acıya yattığında.
ama ki sen kendini bildiğinde
ben‘ bildiğini yendiğinde,
inan ki, kimse seni yenemez!
bir kere duydum ve unutmadım
Hak yolunda ‘üff’ denilmez!


kapıdan çıktığı anda biri,
ölür senin dünyana sanki,
beş duyu alanının dışına düşmüştür çünkü.
işte böylesine belirir ve kaybolur izlenimler,
bu zaman/mekan boyutunda.
ha var, ha yok misali uçucu,
sonlu duyumların sınırlılığında.
oysa varlık için tek değişmez olan
varlığı ve hep var olacağı.
form değiştirse de işlevselliği
sonsuzda ve sonsuzca yaşayacağı.


iç içedir sevgi ve ölüm,
geriye bakmaz her ikisi de çünkü.
gidiş de, kalış da kalmaz oluş halinde,
yaşananın anlık bütünlüğünde.
egonun kabuğu kırılır da,
tohum çatlar, filize vurur,
ben’in ölümünde,
sevgi can bulur.


ölüm, her renk…

ölüm her an değil mi?
her vazgeçişte,
her terkedişte.
ölen ve doğan iç içe,
sıçradığın her eşikte.
sıra sıra ve sırasız,
tükenişte, dirilişte,
şimdi’de doğan,
dün’e ölü çünkü,
her adımın gerisinde bıraktıkların,
acıların, sevinçlerin, insanların!
bir kağıdın iki yüzü misali,
içi ve dışı misali tenin!
aslında yaşama eşdeğer
şu korkarak beklediğin,
ve adına ölüm dediğin.


“ve içimize damlar hüzün,
sakınsak da gözyaşımızı.”

gülmek güneşiyse gönül bağının,
yağmuru da olmalı tadınca, ayarınca.
sevdiğimiz sevmese de acıyı, sıkıntıyı,
sevgi sever her hali, kendi doğalımızca.


iyi’yi farklı taşırız hepimiz.
koşullar ve koşullanmalarla oluşur,
değer yargılarımız.
ama tıpkı bir odaya dolan,
leylak, akasya, hanımeli,
veya ıhlamur kokusu misali,
hemen farkederiz ‘iyi’ olanı.
özün birliğinde yatar çünkü,
iyi’nin tanımsız ortaklığı.


bilim balı anlatır sana,
fiziksel, kimyasal hali,
ve nicesi.
ama ki balı anlamak,
parmağını daldırıp,
tatmaktan ibaret,
tüm tanımlar ötesi.


umut, hep ‘yarın’ der.
delice korkar bugünden.
kaçar bugün ile gelenden.
yaşaması ‘yarın’a bağlıdır çünkü,
yaşar, hep erteleyerek yaşamı!
ama sevgi, kabul eder ya olanı,
hem de yadsımadan olamayanı!
umutların ötesidir sevgi…


ayrı çırpan kanatların uyumudur sevgi.
ne denli uzak olsalar da mekanda,
hatta doğum/ölüm-ötesi zamanlarda,
aynı güzelliğe yükselmesidir canların,
ve aynı farkındalık alanda titreşmesi,
ortak bir gizemin kuytusunda,
ve bütünlüğün dayanılmaz coşkusunda.


özleye özleye öğrendim, özlememeyi.
bekleye bekleye öğrendim, beklememeyi.
öğrendim, özleyişin kollarının kısa olduğunu,
ve sevginin ‘bekletmeden gelen’ olduğunu.


bir yüreğe girerken
ne denli özenlidir kişi!
bale pabuçlarıyla yürür misali,
parmak uçlarında, zarif ve kibar.
ne olur, ne biter,
ne değişir süreçte bilinmez.
ama ayrılığa yazdı mı yollar,
asker postalı geçirilir ayağa.
vura-parçalaya olur,
ol sevgilinin yürekten çıkışı!
acele, hantal ve kaba.
insanın sevgi algısı
bu denli zavallı mı acaba?


ben, bendeki sensiz,
sen, sendeki bensiz.
‘ben’ler ‘sen’ler birbirinden habersiz!
kimse değil aslında

salt sevgi, sarıldığımız.
sevgi ki,
asal bağlaç,
sessiz ulak,
ben’siz, ‘sen‘siz,
bedensiz…


ayın soğuk yansıması,
güneşin ışıltısı her damlada.
ve dalgaların kıvranışı,
kendince esen rüzgarda.
ve yakamoz,
en karanlık gecede,
duygusudur denizin,
etkileşirken evrenle.
varoluşun her biçiminde,
yaşam titrer,
duygunun penceresinde.
ve yaratılış yankı bulur,
yaratılmış olanı
her hissedişte.


inancın terzisi yok ki,
sana uygun olanı biçsin?
niyetin sağlam ise,
iç sesini dinleyeceksin.
belki kayan bir yıldızda,
veya bir kum tanesinde,
kendini göreceksin.
kendi saf ışığınla yanıp
küllerden yükseleceksin.


bu dünyaya biganeyiz,
tümlenmemiş yekpareyiz.
bir özleme pervaneyiz,
aşk’la deli divaneyiz.
gözyaşı konuşur sıkça
bizse sade dinleriz.


sırrını kazısan da,
camı kalır geriye.
gize göz attığında
sen yansırsın kendine.

var mı kaldırabilen aynayı aradan,
yaratıda aksini seyretmedeyse Yaradan?

 

sonraki sayfa