Yeni Fizik

Bu yüzyılın ilk on yıllarında, bu deneysel aykırılıkların bütün anlamı, Albert Einstein’in genel rölativite teorisinin, bir kaç yıl sonra da Werner Heisenberg’in tamamlanmış kuantum teorisinin yayınlanmasıyla açığa kavuştu. Bu kuramlar ve bunları doğrulayan deneysel çalışmalar bir araya getirildiğinde, Newton fiziğinin varsayımlarının realiteye sadece yaklaşabildiği ortaya çıktı.

Rölativite ve kuantum teorileri şimdi yeni bir mitos, yeni bir gerçeklik yapısı yaratma sürecindedir. Bu mitos popüler biçimiyle ‘yeni fizik’ olarak adlandırılır. Bu deyim öne sürdüğü açık varsayımlar dizisinden çok, mitolojik yapısıyla ilgilidir.
Kuantum fizikçisi David Bohm’a göre, hem rölativite hem kuantum fiziği ortak ‘bütünlük’ perspektifini paylaşmaktadır. Rölativite, uzayı katı atomlar arasındaki boşluk bölgesi olarak görmez. Bu da bizi, evrenin sürekli ve kesintisiz bir dokuma olduğu görüşüne geri götürüyor. Atomlar bu dokumanın özel yerel özellikleridir. Kozmos bir bütündür, bir boşluk değildir –tıpkı bir resmin kendisiyle dolu olduğu gibi, evren kendisiyle doludur.
Kuantum teorisi ‘holistik’tir. Bütün eylemi sürekli ve kesintisiz olarak görür. Örneğin, bir kaç atom partikülünü içeren bir deney, tek ve bütün bir süreç olarak ele alınır. Partiküllerin tek tek varlıkları yoktur; sadece toplam deney olayına katkıda bulunurlar. Teorinin ele aldığı şey durumun tümüdür.

Bu anlayış eşzamanlılıkla kozmosun mekanik modelinden daha uyumludur. Eşzamanlılığın kendisi bütünlüğü, bu nedenle de nedensel olarak bağlantısız olayların ilişkilerini ima eder.
Kuantum teorisinde, görünüşte ayrı ayrı olayların tecrit edilmiş şekilde meydana gelmediği, aslında ortak bir dokümanın içine örülmüş parçaların oluşturduğu kesintisiz bir dokuma olan dünya görüşünü yeniden elde ediyoruz.

Newton’un kozmosu, çaba gerektirmeden ebediyyen işleyen kozmik bir saat, büyük bir göksel makine olarak kolaylıkla tahayyül edilirdi. Oysa rölativitenin kozmosu daha karanlık. Sezgilerimiz için açık üç boyuttan ibaret olmayıp, dört boyuta sahip. Ayrıca zamana, uzaklıkla eşit bir statü veriliyor. Kuantum teorisi bize kesinlikle görsel şapkamızı üzerine asabileceğimiz bir şey vermiyor. Olasılık dalgaları varsayımları, belirsizlik ve tamamlayıcılık ilkeleri, aynanın içinden bakmaya benziyor.

Klasik öncüllerinden farklı olarak kuantum fiziği, olayların sonuçlarının önceden sabit ve değişmez yasalar tarafından belirlenmediği açık bir dünya görüşü sunuyor. Kuantum tahminleri hiç de kesin deneysel sonuçlar vermiyor; bunun yerine farklı olasılıklar içeren bir sonuçlar alanı söz konusu. Bizi Newton fiziğinin verdiği kesin bilgiden yoksun bırakan kuantum fiziğinin bazı yorumcuları bu belirsizlikten hayıflanıyor.

Einstein’in kendisi “Tanrı evrende zar atmaz!” diyerek olasılık kavramına şiddetle karşı çıkmıştı. Einstein burada, kelimenin tam anlamıyla, doğa yasasının Tanrı’nın tutarlı davranışına bağlı olduğu fikrini işaret ediyor. Bununla beraber farklı görüşler de mevcut. Sistemler fizikçisi Erich Jantsch, Newton’un kozmosunda eksik olan açıklığı sağlayacak olan şeyin kesinlikle kuantum dünyasının bu belirlenemez karakteri olduğunu iddia etmiştir. Evren, her an beklenilmeyen, yeni ve hatta yaratıcı şeyleri içerir.