deli

Çeviren: Feyza Karagöz, Anahtar Kitaplar Yayınevi

Nasıl delirdiğimi soruyorsun…

Şöyle oldu:

Tanrıların çoğu daha doğmadan çok uzun zaman önce bir gün, derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin –kendi yaptığım ve yedi hayatta taktığım maskelerin- çalınmış olduğunu gördüm; kalabalık sokaklarda, “Hırsızlar, hırsızlar, Tanrı’nın cezası hırsızlar“, diye bağırarak koştum.

Erkeklerle kadınlar bana güldü ve bazıları korkup evlerine kaçtı. Ve pazar yerine vardığım zaman bir genç çatıda dikilip, “O bir deli“, diye haykırdı. Onu görmek için yukarıya baktım; güneş çıplak yüzümü ilk defa öptü. İlk defa için güneş çıplak yüzümü öptü ve ruhum güneşe karşı sevgiyle tutuştu ve bir daha maskelerimi aramadım. 

Ve kendimden geçercesine haykırdım, “Şükürler olsun, maskelerimi çalan hırsızlara şükürler olsun“.

İşte böyle delirdim. 

Ve deliliğimde hem özgürlüğü, hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü. 

Fakat güvenliğimle çok kibirlenmeyeceğim. 

Zindandaki bir hırsız bile başka bir hırsızdan güvendedir..

Ben burada erkek kardeşim dağ ve kız kardeşim denizin arasında oturuyorum.

Biz üçümüz yalnızlıkta biriz ve bizi birbirimize bağlayan sevgi derin, güçlü ve gariptir. Hatta bu sevgi, kız kardeşimden daha derin, erkek kardeşimden daha güçlü ve benim deliliğimden daha gariptir.

İlk gri şafak bizi birbirimize görünür hale getirdiğinden beri, sonsuzluklar üstüne sonsuzluklar geçti; her ne kadar pek çok dünyanın doğumunu, tamamlanmasını ve ölümünü görmüş olsak da, hala istekli ve hala genciz.

Genciz ve istekliyiz ve hala yalnızız ve terk edilmişiz. Ve bozulmamış bir şekilde sarılarak birbirimize uzanmış olsak da, rahat değiliz. Ve denetlenen arzu ve gemlenen tutkuyla kim rahat olabilir ki? Ateş-tanrı kız kardeşimin yatağını ısıtmak için nereden gelecek? Ve sel-tanrıça erkek kardeşimin ateşini söndürmeye yetecek mi?

Gecenin sessizliğinde kız kardelim ateş-tanrının bilinmeyen adını mırıldanır ve erkek kardeşim uzaklardan soğuk ve ulaşılmaz tanrıçaya seslenir. Fakat ben uykumda kime sesleneceğimi bile bilmiyorum

Burada erkek kardeşim dağ ile kız kardeşim deniz arasında oturuyorum. Biz üçümüz yalnızlıkta biriz ve bizi birbirimize bağlayan sevgi derin, güçlü ve gariptir.

Dostum, ben göründüğüm gibi değilim. Görüntü, kuşandığım bir giysidir ancak –beni senin kuşkularından ve seni benim ihmallerimden koruyacak dikkatle dokunmuş bir giysi.

İçimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik konağında oturur ve sonsuza kadar orada kalacak, anlaşılmadan, yaklaşılmadan.

Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim –çünkü sözlerim senin düşüncelerinden ve yaptıklarım gerçekleşmiş umutlarından başka bir şey değil.

Sen, “Rüzgar doğuya doğru esecek,” dediğinde, ben “Evet, doğuya doğru esecek,” diyeceğim; çünkü aklımın rüzgarda değil de denizde olduğunu bilmeni istemem.

Denize dair düşüncelerimi ne anlayabilirsin, ne de anlamanı isterim.

Seninle gün olan, dostum, benimle gecedir: tepelerin üstünde dans eden öğle vakti ve vadileri aşan mor gölge hakkında konuştuğum zaman bile. Çünkü sen ne benim karanlığımın şarkılarını işitebilirsin, ne de yıldızlara karşı çırptığım kanatlarımı görebilirsin –ve ben de senin işitmeni ya da görmeni hiç istemem. Geceyle yalnız olmak isterim.

Sen kendi cennetine çıkarken ben kendi cehennemime düşerim –sen köprüsün uçurumun karşısından bana. “Eşim, yoldaşım, “ diye seslendiğin zaman da sana karşıdan, “Yoldaşım, eşim,” diye seslenirim –çünkü cehennemimi görmeni istemem. Alev senin görünümünü yakmak ve duman burun deliklerini doldurmak ister. Ve ben cehennemimi senin oraya gelmeni istemeyecek kadar çok severim. Cehennemde tek başıma kalmak isterim.

Sen Gerçek’i, Güzellik’i ve Doğruluk’u seversin ve ben senin hatırın için bunları sevmenin iyi ve uygun olduğunu söylerim. Fakat içimden senin sevgine gülüp geçerim. Yine de gülüşümü görmeni istemem. Tek başıma gülmek isterim.

Dostum, sen iyisin, dikkatlisin, akıllısın; hatta sen mükemmelsin –ve ben de seninle akıllıca ve dikkatli konuşurum. Ve ben yine de deliyim. Fakat deliliğimi gizlerim. Tek başıma deli olmak isterim.

Dostum, sen benim dostum değilsin, fakat bunu sana nasıl anlatabilirim? Benim yolum senin yolun değil, yine de birlikte, el ele yürüyoruz.

Ruhumla birlikte büyük denize yüzmeye gittik. Ve kıyıya vardığımızda gözden uzak ve sakin bir plaj aradık.

Fakat yürürken gri bir kayanın üstünde oturmuş ve bir torbadan fiske fiske tuz alıp denize atan bir adam gördük.

Bu kötümser bir insan,” dedi ruhum, “Bu plajdan gidelim. Burada denize giremeyiz.

Bir koya varana kadar yürüdük. Orada beyaz bir kayanın üstünde dikilmiş, elindeki süslü bir kutudan şeker alıp denize fırlatan bir adam gördük.

Bu da iyimser bir insan,” dedi ruhum. “Bu da çıplak bedenlerimizi görmemeli.

Daha ileriye yürüdük. Ve bir plajda ölü balıkları toplayıp duyarlılıkla denize geri atan bir adam gördük.

Ve bunun önünde de denize giremeyiz,” dedi ruhum. “Bu iyiliksever bir insan.

Ve onu da geçtik.

Sonra kuma kendi gölgesini çizen bir adamın olduğu bir plaja geldik. Büyük dalgalar gelip izi sildi. Fakat adam tekrar ve tekrar çizdi.

Bu gizemli bir adam,” dedi ruhum. “Yanından uzaklaşalım.”

Ve köpükleri kürekle alıp mermer bir kaseye koyan bir adamı gördüğümüz sakin bir koya gelene kadar yürüdük.

Bu bir idealist,” dedi ruhum. “Kuşkusuz bu da çıplaklığımızı görmemeli.

Ve yürüdük. Birden, “Bu deniz. Bu derin deniz. Bu engin ve güçlü deniz,” diye haykıran bir ses işittik. Ve sesin kaynağına vardığımızda, bunun sırtını denize dönmüş ve kulağına bir deniz kabuğunu dayayıp onun mırıltısını dinleyen bir adam olduğunu gördük.

Ve ruhum dedi ki, “Buradan gidelim. Bu gerçekçi birisi, anlayamadığı bütüne sırtını çevirir ve onun bir parçasıyla uğraşır.

Böylece oradan da uzaklaştık. Ve kayalar arasında kötü otların bittiği bir yerde başını kuma gömmüş bir adam gördük. Ve ruhuma, “Burada denize girebiliriz, nasıl olsa bizi göremez,” dedim.

Yo,” dedi ruhum, “çünkü hepsinin içinde en ölümcül olanı bu. Bu adam bağnaz.

Sonra ruhumun yüzünde ve sesinde büyük bir hüzün belirdi.

Buradan gidelim,” dedi, “çünkü denize girebileceğimiz ıssız ve gözlerden uzak bir plaj yok. Altın saçlarımı bu rüzgara açmak, beyaz göğsümü bu havaya sunmak ve kutsal çıplaklığımı bu ışığa çıkarmak istemiyorum.

O zaman ‘daha büyük deniz’i aramak için o denizden uzaklaştık.

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat sakın arkana bakma.

Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de.

Unutma yolcu değişir, yol değişir ama menzil değişmez.

Yolcuya bakıp yolunu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.

En doğru yol, en dikensiz yoldur.” diyenler seni aldatıyorlar.

Onlar karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. Aldırma.

Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır. Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.

Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat şu gerçeği de unutma; yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.

Yol boyunca, yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. 

Aldırma yürü.

Dostum ve ben tapınağın gölgesinde tek başına oturan kör bir adam gördük. Ve dostum, “Ülkemizin en bilge adamına bak,” dedi.

Sonra dostumdan ayrıldım ve kör adama yaklaşıp onu selamladım. Ve konuşmaya başladık.

Bir süre sonra dedim ki, “Sorumu bağışlayın; fakat ne zamandan beri körsünüz?

Doğduğumdan beri,” dedi.

Dedim ki, “hangi bilgelik yolunu izliyorsunuz?

Ben bir gökbilimciyim,” diye cevapladı.

Sonra elini göğsüne koyup, “Bütün bu güneşleri, ayları ve yıldızları gözlüyorum,” dedi.