Mevlana’dan

Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol


Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dün de beraber gitti cancağızım,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.


Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
Bugün dudağında başka bir tad var,
Boyunda başka bir yücelik.
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,
Bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
Dünyada bir başka gidiş.

Biz senin gözlerinden gördük,
Arslanlara meydan okuyan o ceylanı,
Başka bir ovası var o ceylanın bugün
Iki cihandan da dışarı.

Seven insanın ayağı mı yok,
İşte ona ölümsüzlük kapandı.
Yukarlarda onunla uçar gider.

Gözlerinin denizinde onu arama.
O inci bir başka denizde.

Bakarsın bugün sever bu yürek,
Yarın sevilir bakarsın.

Yüreğimin özünde baska yarınlar var.


Bir gececik uyuma, ne olur.
Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
Bir gececik dostların gönlü olsun,
Ne olur sabahı et bir gececik.

Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun,
Kör olsun şeytan bir gececik.
Dünyayı güzel kokular sarsın bütün.
Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.
Sofrandakiler dirilsin bir gececik.

Bir gececik uyuma, ne olur.
Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
Bir gececik ata bin, meydana gel.
Gönüller bir gececik rahat olsun,
Göğüsler meydana dönsün bir gececik.

Yeniler giyinelim biz kulların.
Musa gibi sen bir sopa al eline.
Sopa bir anda elinde yılan olsun.
Süleyman gibi sen karincaların yanına var.
Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.

Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.


Kusuruma bakmayın benim, dostlar, bağışlayın beni.
Ben davullara, bayraklara aldırmayan
Bir padişahın yoluna düşmüşüm,
Deli divane olmuşum.
Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,
Çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben.

Haydi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var,
Soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa, hadi.
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,
Bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

Bu ırmakta ne ölmek var bize,
Bu ırmakta ne gam var,
Ne keder var, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
Bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

Durma, çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana,
Ne hayır, dostum,
Senin şanına sadece gelmek yaraşır.


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla basa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.


Sevgili tutmuş yularımdan beni,
Develer gibi habire çeker.
Esrik devesini böyle nereye götürür,
Böyle hangi katara?

Hem canımı çiğnedi benim o,
Hem bedenimi çignedi.
Gönlümü bağladı benim o,
Kırdı şisemi.

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,
Nereye götürür beni.

Sevgili takar beni oltasına,
Atar karaya balık gibi.
Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,
Avcıdan yana çeker sürür beni.

Bakarım tabiat başlar büyük işine:
Bulutlar gelir uzaktan
Katar katar, küme küme.
Bulutlar sular ovaları.
Bulutlar yürür dağlara dogru.
Uyanır açar gözlerini yeryüzü.
Gökler çalar davulunu.
Dalların gönlüne çeker gülün özü
En güzel kokusunu baharın.
Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.
Agaç durmadan söyler, döker içini.


Madem ki ben güneşe kulum,
Güneşten söz açmalıyım size.
Madem ki gece değilim ben,
Madem ki karanlığa tapmıyorum,
Düşten dem vurmak nafile.

Madem ki tıpkı güneşe benziyorum,
Elimi eteğimi çekmeliyim üzerinden
Ferah, mâmur olan yerin.
Madem ki tıpkı güneşe benziyorum,
Doğmalıyım ortasında harabelerin.

Gerçi bugün bir kuru elmayım,
Ama değerim ağacımdan çok.
Gerçi sarhoşum, yıkılmışım ama
Doğru lâf etmedeyim,
Erkekçe konuşmadayım.

Benim gönlümün kokusu
Yöresindeki topraktan gelir.
Ben o topraktan utanırım da
Nedense bir tek söz söyleyemem
Suya dair.

Güzel yüzünden kaldır perdeni,
Böyle konuşmayı yakıştırma bana.
Taş gibi kaskatıysa senin kalbin,
Bak benim kalbim yanmış,
Ateş haline gelmiş.
Bir iyilik eder, şiseyi alırsan eline,
Bir de bakacaksın ki
Kadehle sarap bende dile gelmiş.


Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hırgür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.

Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kisiyiz, bir tek,
Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikisi de,
Peki, kutlu ne, kutsuz ne?

Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız,
İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?

Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
İnsanlara karıl, insanlara,
İnsanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu
Bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı,
Bir damlasın, bir dane.

Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ededurur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
Hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ, bir.

Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsinde anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hırgürü, savaşı bırak,
Can nasıl koşar, canlara ulaşır.


Demek sen böyle salına salına
Bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostların canına can katan,
Gül bahçesine böyle
Bensiz gitme istemem.

İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz dogma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.

Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana,
Hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma
Bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme,
İstemem.

İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz,bensiz görme.
Bensiz uçup itme, ey ruh, istemem.

Senin aydınlığındır aya ışık veren geceleri.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzüne bensiz gitme, istemem.

Gül sayesinde yanmaktan kurtulan
Dikene bak bir.
Sen gülsün,
Bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme,
İstemem.

Senin gözün bende iken
Ben senin cevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.

O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem

Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düşenlerin hali.
Ben senin izindeyim,
Ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.

Ne yazık bu yola bilemeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı,
Sen ey benim değneğim,
Bensiz gitme, istemem.


Onlar sadece aşk diyorlar sana,
Oysa aşk sultanımsın sen benim.
Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
Bensiz gitme, istemem.

Buradan bir nice acıyla, özlemle gittin,
Sonra yalvardın yakardın amma
Eline düşmüştün bir kere kaderin,
Ne fayda sevgili, ne fayda.

Her yanda çareler aradın kendine,
Olmadık şeyler yaptın her yanda.
Bulamadın bir çare, sonunda gittin,
Ne fayda sevgili, ne fayda.

Kucağın güllerle doluydu senin,
Ayın ondördü bir yüzün vardı.
Kopup halkasından dostlar meclisinin,
O aşağılık, o bayağı yere sen,
O karıncaların, yılanların yanına
Ne oldu, nail oldu da gittin?

Nerde hani o cânım sözlerin şimdi?
Nerde hani o sırlari çözen akıl?
Nerde hani gül bahçesine giden ayak?
Elimizi tutan el nerde hani?

Hoştun, güzeldin, eşin yoktu senin,
İnsanları hemen elde ederdin.
Ama kalktın çıktın bir uzun yolculuğa,
İnsanları yiyen toprağa gittin.

Ağlaya inleye sen gittin ama,
Gökler de arkandan durmadı ağladı.
Parça parça etti yüzünü ay.
Gönlüm arkandan kan bağladı.

Şimdi ne edeyim, kime sorayım seni?
İyi insanlar arasında mısın orda?
Yani dostlar meclisinde mi,
Yoksa bir kenarda boynun bükük mü kaldın?

Öyle bir yere gittin ki bu sefer,
izinin tozu bile belli değil.
Ne kadar da kanlıymış gittiğin yol!


Ey aşıklar, gelin bakın,
Gelin bakın, ey iş erleri.
Gelin de bizi görün işte.
Bakın nasıl yıldızlar gibi ateş kesilmişiz,
Ayın yöresinde bütün gece nasıl oynayıp
Dönmeye koyulmuşuz.
Günesimiz gideli
Ortaya nasıl çıkmışız iste bakın.
Bakın nasıl anadan doğma
Çırılçıplak olmuşuz,
Nasıl başıboş olmuşuz bakın.

Ey aşıklar, gelin,
Gelin ey is erleri,
Şarabın en tatlısı burada işte bakın,
İşte burada şarabın en iyisi,
İşte burada yıllanmışı şarabın.

Tanyeri ağarınca her gün,
Güzeller sultanımız çağırır, haydi der,
Ey çaresizler der, gelin,
Aşıklara derman olan biziz asıl,
Aşıklara biziz tek çare, der.

Tur dağı o şarabı içti.
Kör kandil sarhoş oldu.
Tur dagı kendinden geçti.
Bizim elimizden ne gelir,
Biz demirden dağ degiliz ki!

Gökyüzünde, harman yerinde,
Yanan yıldızlarız ama,
Kesilsek dilim dilim,
Bölünsek parça parça,
Olsak arpa gibi, tane tane,
Gene de söz açamayiz sırdan yana,
Veremeyiz ondan bir zerre bile.

Diyorlar aşk deli.
Ama biz zırdeliyiz.
Diyorlar kötülüğe götürür
İnsanı insanın içi.
Ama biz o iç’e emrederiz

Tek bir aşka tutulmuşuz yani,
Yani senin aşkına tutulmuşuz.
Sen bir kez daha
Şu yolculuktan dön gel,
Gel Allah aşkına bir gör halimizi.


Kişinin kendine ettiğini
Edemez kişiye hiçbir fani
Bu kahpe hırsı
Ne kıskanç kini, ne şarap,
Ne de haşhaş edemez…
Kişinin kendine ettiğini
Tayfun, boran
Dağ, taş edemez…

Kişinin kendine ettiğini
Edemez kişiye hiçbir fani
Tutmazsa gerçek dost elini
Kendi kendiyle başedemez.
Kişinin kendine ettiğini
Sarhoş edemez, ayyaş edemez
Mezar soyan nebbaş edemez…


Şu insanlardan hangisi ben’im?
Hele sen şu kavgayı, gürültüyü dinle,
Ağzıma, sözüme kulak asma.
Hem sen beni elden çıktı bil.
Yoluma kadeh madeh koyayım da deme.
Önüme ne çikarsa tuzla buz ederim.

Hem ben tıpatıp sana benzerim.
Ağlarsan ağlarım,
Gülersen gülerim.
Asıl sen vardın ortada,
Ben senin elinde bir ayna.
Sen yeşillikte bir ağaç,
Ben senin gölgen.

Ben senin gölgen olduktan sonra
Hemen gider kendime bir dost ararım.
Kurmak için yanına çadırımı,
Ararım bir taze gül fidanını.

Sonra sâkinin kapısına varır,
Vurur testimi kırarım.
Sonra oturur bardak bardak içerim
Ciğerimden akan kanı.


Aya öfkelenmişim ben,
İşte böyle kapkaranlık
Bir gece olmuşum.
Padişaha kızmışım,
Çırılçıplak bir yoksul olmuşum.

Güzeller sultanı gel demiş,
Evine çağırmış beni.
Ben bir yolunu bulmuşum,
Yola baş kaldırmışım.

Sevgilim baş çeker, naz ederse,
Gamlara atar, kararsız korsa beni,
Bir kez olsun ah demem, inad için.
Ah’a da kızmışım ben.

Bir bakarsın altınla aldatır beni o.
Bir bakarsın şanla şerefle.
Oysa altın falan istemiş değilim ondan,
Şanla şerefe hele, çoktan boş vermişim.

Ben bir demirim,
Mıknatıstan kaçıyorum.
Bir saman çöpüyüm ben,
Mıknatıslara yan çizmişim.

Ben öyle bir zerreyim ki,
Bütün aleme isyan etmişim.
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim.
Beş duyuya isyan etmişim.

Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
Altı yön de neymiş,
Beş duyu da ne.
Benim için hiç bir şey…
Umurumda değil!


Ne zaman bu addan, sandan geçeceğiz,
Ne zaman?
Can meclisinin halkasına ne zaman
Hep birden girip oturacağız?
Dudağımıza bir tek kadeh dokundurmadan
Ne zaman içeceğiz
Büyük dostumuzun huzurunda can şarabını,
Ne zaman içeceğiz, ne zaman?

Ne zaman diyeceğiz can sâkisine,
Uzat elini.
Biz bu yana göçtük artık,
Armağanlar getirdik sana.

Ne zaman diyeceğiz can sâkisine,
Ne duruyorsun,
Tutulduk bir kere,
Düştük ocağına senin,
Gurbet elde üşüdük, donduk kaldık,
Selâm ver, hatırımızı sor, kucakla, ısıt bizi,
Bize kırmızı şarap sun.

Ne zaman bize cevap verecek o,
Ne zaman?
Ne zaman diyecek, nem varsa sizin,
Buyurun, âfiyetler olsun?


Yollara sular dökün,
Bahçelere müjdeler edin,
Bahar kokuları geliyor,
O geliyor, O!
Ay parçamız, sevgilimiz,
Yarimiz geliyor!

Yol verin, açılın, savulun.
Beri durun, beri.
Yüzü apaydınlık, akpak,
Bastığı yeri ardinda
Gündüzler gibi bırakarak
O geliyor, O!
Ay parçamız, sevgilimiz,
Yarimiz geliyor.

Gökler yeryüzünü kapladı,
Örttü bir anda.
Bir anda dört yanı
Misk gibi bir koku sardı.
Bir anda bir velvele,
Bir kıyamet koptu cihanda.
O geliyor, O!
Ay parçamız, sevgilimiz,
Yarimiz geliyor.

Bir anda can geldi bağlara,
Bağlar ışıdı.
Bir anda açıldı
Baktı bağlara gözler.
Bir anda bizde ne gam kaldı,
Ne dert kaldı, ne keder.
O geliyor, O!
Ay parçamız, sevgilimiz,
Yarimiz geliyor.

Yayından fırladı ok.
Hedefe ha vardı, ha varacak.
Bahçeler selama durdu.
Selviler ayağa kalktı.
Çayir çimen yollara düştü.
İşte gonca, ata binmiş geliyor.
Biz ne duruyoruz,
O geliyor, O!
Ay parçamız, sevgilimiz,
Yarimiz geliyor.

Sen bizim yöremize gelirsen
Göreceksin, ey Şems,
Huyumuz sadece susmak
Olmuş bizim, susmak.
Senin güzel gözlerin için
İşte canım pusuda.
Rahatım kaçtı benim,
Geceleri uykum kalmadı
Gitti ama,
Bak işte o güzel günler
Yola çıkmış geliyor.


Bu dünyada ne kimseye
Uymuşluğumuz var,
Ne şu atlas kubbe altında
Ev kurmuşluğumuz.
Biz susuz kalmışız,
İçtikçe içiyoruz.
Güzel bir sarhoşluğumuz var,
Güzel, hiç doymayan.
Rahmet denizinin dalgasıdır bu;
Bir saman çöpünden baska bir şey değildir
Bu dalganın üstünde düşman.

Aşağılık kişinin peşine düşmemeyi
Şiar edindik biz.
Gönül dalgasını bırakmamayı
Şiar edindik.
Şu yokluk yurdunda
Nuh ve Halil gibi,
Ölmezlik denen yerde
Aşk çardağı kurmak varken,
Burnu büyük Âd ve Smud gibi
Köşkler kurmamayı,
Kafdağı’nda avlanmak duruken
Gerkeş gibi leş avlamamayı,
İyi yürekli, tertemiz dostları bırakıp
Kahpeleri aldatan dev’e yönelmemeyi,
Şu kara toprağa meyvesi cefa olan
Fidanı dikmemeyi,
Kafiyeye de, siire de önem vermemeyi,
Bizden olmayan şeylere
Pek aldırış etmemeyi
Şiar edindik.


Bu ne güzel koku böyle,
Bu ne güzel koku.
Gül bahçesinden
Yoksa gelen o mu?
Gece mi bu gelen,
Misk mi bu, amber mi bu?
Bu ne güzel koku böyle,
Bu ne güzel koku.
O pazardan tezcecik
Yoksa o mu geliyor,
Yoksa güzelimiz
Geri mi geliyor ne?

Bu nasıl yüz böyle,
Bu nasıl ışık?
Bu nasıl ay böyle,
Bu nasıl güneş?
Mağaradan mı çıktı,
O yalnızlığın adamı,
O dost?


Bos yere arama sarap testisini sen.
Koklama onun ağzını sen boş yere.
Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;
Dostum, onu sen kendin gibi belleme.

Yolda o yapayalnızsa ne olur?
Başında sarık yoksa ne çıkar?
Ne bundan güneşe bir leke olur,
Ne ayın gösterisine zarar.

Bu gece uyuma dostum, uyuma.
Bir kolayına getir onu bul.
Sarhoşlar meclisine hep böyle
Geceleyin gelir o.
Bu gece uyuma dostum, uyuma.

Biz duvara asılı duran resimleriz.
Bizi yapan ressamın varlık şavkı
Duvarın üzerine bir vurdu mu,
Bakarsın o anda
Canlanıvermiş, kımıldanmışız.
Onun selvi boyu bir göründü mü,
Bakarsın dünya güllük gülistanlık.
Kalktı bir salındı,
Kendini bir gösterdi mi.
Bakarsın kıyamet koptu gitti

Bakarsın Calinus gibi
Hastalar ülkesindendir o.
Bakarsın hayret yurdunda
Dolaşır hastalar gibi.

Sustum artık ben,
Sustum artık
Bu şiir utanıyor ondan.