bilincin evrimi

11. BİLİNCİN EVRİMİ

“Bilinçlilik” kavramının net olarak anlaşılması çok önemlidir. Bu nedenle, önce bu nokta üzerinde duracağız.

Bir Büyük Varlığın doğası anlatılırken, bilinçliliğin, bir Kozmik evrim süreci içinde ortaya çıkan faktörlerin ve tepkisel potansiyelin karşılıklı reaksiyonlarının tümüne bağlı olduğu söylenmişti. Bilinçlilik, reaksiyonların bir entegrasyonudur; öyle ki, herhangi bir parçada ortaya çıkan bir değişime, parçaların oluşturduğu bütün, gerekli ayarlamalarla cevap verir. Bir ‘denkleme’ prensibi söz konusudur ve bu yöndeki ayarlamaların tümü, “Kozmik Kişilik” nosyonunun temelini teşkil eder.

Başlangıçta bu nosyon, bir varlığın saklı reaksiyon kapasitesinin bir sentezini oluşturur. Temelde, mekanik olmayan bir bağıntılar dizisidir ve bu nedenle soyuttur. Varlığı etkileyen dış objelerin gelişmesiyle ise, yeni tesirler ortaya çıkar ve buna bağlı olarak da, yeni ayarlayıcı reaksiyonlar devreye girer. Sonuç olarak, iki bilinçlilik aşamasından bahsetmek mümkündür:

(a) İçsel yapılanmaya dayanan asal bilinçlilik;

(b) Çevresel tesirler sonucu uyarılan ayarlamalar.

Bir Büyük Varlık asal doğasını geliştirme sürecine başladığında, kendi imajını projekte eder ve bu imajın farkındalığına varır. İşte varlığın bu farkındalığı, bilinçliliğinin ikinci yönünü yaratmaya başlar. Bu iki safha, bir insanda ‘Kişisellik’ ve ‘Kişilik’ olarak tanımlanan iki özelliğe tekabül eder. (Esoterik literatürde, bu iki kelimeye karşılık olarak ‘Yüksek Ben’ ve ‘Alçak Ben’ terimleri kullanılır.)

İster bir Büyük Varlık, ister mikroKozmos (yani insan) için olsun, kişisellik, evrimin daha önceki safhalarında bir dengeye ulaşmış bulunan, organize reaksiyonlar dizisidir. Evrimin belirli safhaları sona erdiğinde geriye kalan, yalnızca, varlığın bu süreç içinde edindiği reaksiyon kapasitesidir.

O halde kişisellik, bir dizi stereotip reaksiyon kapasitesi olarak tanımlanabilir.

Kişilik ise, evrim içinde yeni bir faktörün katkısıyla ortaya çıkan, reaksiyonel kapasitelerin bileşkesidir.

‘Kişisellik’ ve ‘kişilik’ kavramları, gelişme süreci içindeki aşamalara dayanırlar ve ‘form’la değil ‘zaman’la ilişkili bir anlam taşırlar. Bugün kişilikle ilgili olan bir özellik, yarın kişiselliğin bir parçası olacaktır.

Bir Büyük Varlık ilk kişiliğini, Kozmik safhalara verdiği reaksiyonlarla yaratır. Varlık farklı yönleri arasında karşılıklı etkileşim başladığında, ortaya çıkan kişiliğinin bilincine varır. Böylece gelişen bilinçlilik de başlı başına bir varlıktır; onu idrak eden zihin için nesnel bir özellik taşır.

Bilinçlilik, bir düşünce formu halinde odaklandığında kendine has bir varoluş niteliği kazanır. Kozmos’un Büyük Varlığı yaratmasına yol açan kuvvetlerin benzerleri, bu düşünce formunda da devreye girer ve süreç devam eder.

Büyük Varlıkların minyatür Kozmos’u oluşturmaları gibi, yansıtılan düşünce formları da yeni varlıkların oluşumunda etken olurlar. Fakat bu varlıklar evrimlerine, düşünce formları projekte edildiği anda, ilgili Büyük Varlığın bulunduğu evrim noktasından başlarlar. Tıpkı bir Büyük Varlığın Kozmos’un bütün safhalarının tesirlerini taşıması gibi, bu varlıklarda da, Büyük Varlığın tüm kapasitesi saklıdır.

Evren olarak tanımlanan bir Büyük Varlığın yansıttığı düşünce formunda şunlar mevcuttur:

(1) Kozmik atomlar tarafından projekte edilen ve Büyük Varlık olarak gelişen gezgin atomun yörüngesine çekilen atomlar.

(2) Büyük Varlığın yansıtılan bilinçliliğine tekabül eden kuvvet hatları ve akımlar.

(3) Bu ikincil kuvvetlerin, atomların asal türdeki kuvvetleri arasında kurduğu koordinasyon sonucu ortaya çıkan ve Kozmos Halkası’na yol açan ilk harekete benzer saf uzay hareketinin yarattığı akımlar.

O halde, evrim devresini tamamlar ve daha yüksek bir ark üzerinden, başladığı kapıya döner.

Bir nesnenin uzayda yer değiştirmesi olgusundan ayırtedilmesi gereken bu tür saf hareket akımları, yansıtılan evrende bilinçliliğin kaynağını oluşturur.

Daha önce de belirtildiği gibi, etki/tepki bileşkesi bilinçliliği yaratmaz. Reaksiyon ve bellek, beraberce, bilinçlilik kavramına yol açar. Uzayda saf hareketin oluşturduğu akımlar, maddesel nitelik taşımadıkları için sürtünmeden etkilenmezler ve sürekli oluşları nedeniyle bellek nosyonuna temel teşkil ederler.

O halde bu noktada, tezahür eden tesirlerin etki ve tepkisinden bahsetmek mümkündür. Reaksiyonun yansımasının sürekliliği ise, reaksiyonun ortaya çıktığı boyut açısından, tezahür etmemiş olana tekabül eder. ‘Yaradılış Kaostan doğar’ deyişini hatırlayalım. “Tezahür etmemiş olan” organize olmuştur. Daha önce mevcut olmayan bir şey varolmuştur. Bir yaradılış olgusu söz konusudur. Bu reaksiyonlar hızla birbirlerini etkilerler. İşte bu karşılıklı etkileşim, kişiliğin temelini oluşturur. Bu nedenle, bir evrende bilinçliliğin ilk sonucu, büyük ve kapsamlı bir “Üstün Ruh”tur.

Bu “Üstün Ruh”ta, çeşitli boyutlardaki atomların tesiriyle ortaya çıkan reaksiyon hatları, görülmez ‘oluk’lar oluştururlar. “Üstün Ruh”, başka tesirlerin çekimi veya basıncı etken olmadığı sürece, hattını kesen herhangi bir atomu, ‘oluk’ boyunca yönlendirir.

Bir atomun bir oluğa çekilişini, diğer atomların onu takip ederek belli bir süre için aynı hat üzerinde hareket edişlerini, sonra doğalarındaki ‘impuls’lara uyarak, hattan ayrılıp yerlerini başka atomlara bırakışlarını tasarlamaya çalışın.

Şimdi tüm süreci, atomların boyutundan seyrettiğinizi farzedin. Çok sayıda atomun teğetsel bir dansı sürdürdüklerini ve arada sırada bir atomun, hareketinin tarzını değiştirip, adeta görünmez bir gücün etkisiyle yeni bir stil kazandığını ve sonra tekrar başlangıçtaki hareketine döndüğünü göreceksiniz. Eğer oluğu yeniden incelerseniz, daha derin kazılmış olduğunu farkedersiniz. Bunun sonucu olarak, bir sonraki atom, olukta daha uzun süre kalacaktır. Oluğa çekilip, bir süre belli bir hatta kalmaya zorlanan her atom, kendine özgü dansını yaparken, olukta da değişmelere yol açar.

İşte bu, ruh ve bedenin ilk ve en yalın safhasıdır. Dönen atomların uzayda yarattığı hatlar, başka atomları yakalar ve ikincil hareketlere sebep olurlar.Buna bağlı olarak da hatlar değişime uğrar. Bu hatları yaratan atomlar, Kozmos’un gezgin atomlarına tekabül ederler.

sonraki sayfa