bir büyük varlığın evrimi

8. BİR BÜYÜK VARLIĞIN EVRİMİ

Şimdi varoluş deneyimini, bir “Büyük Varlık” bilincinin oluşumu açısından anlamaya çalışalım.

Şimdiye kadar, yokluktan tezahür eden oluşumların evrimi üzerinde durduk. Bu noktada ise, varoluşun içinden, “Büyük Varlık” olarak tanımlanan Kozmik tezahür biriminin nasıl ortaya çıktığını incelemeye başlıyoruz.

Önce hızlı bir dönüş hareketinin sizde bırakacağı duyumu hissetmeye çalışın. Dönüşe iyice alıştığınız taktirde, hareketin devamı değil de, durması sizde bir etki yaratacaktır.

Bu anda ikincil bir hareketin geliştiğini hissedersiniz. Fakat bu hareketin yarattığı duygu da, tıpkı ilk durumda olduğu gibi, alışmaya başladığınızda yoğunluğunu yitirir.

O halde bir tepkinin oluşmaması için, alışkanlık yaratmış olan hareketlerin sürekli olması gerekmektedir. Bu nedenle, tezahüre uyanan her varlık, özünde saklı belirli hareketleri tekrarlamaya yönelir.

Şimdi, Kozmik evrim süreci içinde gelişen Büyük Varlıklar’ın alıştığı hareketsel safhaları düşünün.

Bütün o hareketler bu varlıkların özlerine kaydedilmiştir ve Kozmik evrimin ikinci safhasını teşkil eden içsel gelişme (tekamül) sürecinde tekrar işlevsellik kazanacaklardır. Bu safhada Büyük Varlıklar’ın evrimlerine ilişkin nümerik değerler, belli bir devrede hangi boyutta veya “Kozmos Halkası”nda yerleştiklerine bağlı olarak belirlenebilir.

Burada bir kere daha şu deyişi hatırlayalım: “Yukarıda ne varsa, aşağıda da aynısı vardır. Yalnız farklı davranır.” Belli koşullar altında gelişen herşey, yeni bir evrim aşamasına geldiğinde aynı koşulları yeniden yaratır.

Belirli Kozmik faktörleri temel alan Büyük Varlık da bunları çeşitli şekillerde biraraya getirerek, bir tezahür evreninin sonsuz permutasyonlarını oluşturur. O halde bir tezahür evreninin sınırsız çeşitliliği, Kozmos’un başlangıcında yatan asal yalınlığa indirgenebilir. Evrenin her safhası veya özelliği, Kozmos’da benzer bir safha veya özellikten kaynaklanır.

Bir Büyük Varlık, kendi Kozmik yörüngesine yerleştikten sonra, evrim yolculuğuna koyulur. Kozmik faktörleri deneyimleri sonucu doğasına kaydetmiş olan Büyük Varlık, anlık bir Kozmik kuvvetin (impuls) etkisiyle momentum kazanır. Bu momentuma “Kozmik İrade” adı verilir.

Farkedeceğiniz üzere hala dinamikler çerçevesinde konuşuyoruz. Ruhsal kavramlardan söz edebilmemiz için çok daha ileri bir evrim aşaması gerekecektir. Bununla beraber, hareket ile düşünce arasında kesiksiz bir geçiş mevcuttur. Teğetsel hareketler reaksiyon olgusunun basit örnekleridir. Düşünce ise sonsuz derecede kompleks bir reaksiyon biçimidir.

Arada bir nitelik değil, nicelik farkı mevcuttur. Temelde, hiç bir konuda bir nitelik farkı söz konusu değildir; çünkü herşey, asal “Merkezi Durgunluk” bazına indirgenebilir. Tezahür boyutlarında gözlenen farklılıklar, “Merkezi Durgunluk” bölgesinden ayrılan ışınların, ıraksak bir yayılım göstermelerinden dolayı ortaya çıkar. Nesnel işlevselliği açısından bilinçlilik, herhangi bir anda ait olduğu boyut dahilinde sınırlanmıştır. Bu boyutta kalındığı sürece temel birliğin idraki mümkün değildir. Bir ışının veya bir kuvvet hattının bir boyuttan diğerine geçişi sırasın da, asal bütünlüğe rağmen tezahürdeki çeşitlilik gözler önüne serilir. Nicelik farklılıklarına aynı ışın boyunca olduğu kadar, çembersel diziliş sergileyen değişik ışınlar arasında da rastlanır. (Daha sonra detaylı olarak incelenecek olan bu konuya, burada anlatılanlara açıklık getirmek amacıyla kısaca değinilmiştir.)

Büyük Varlık evrimine, Kozmik halkaları değil de, onlara ilişkin kavramları geliştirerek başlar. Başka bir deyişle, maddesel oluşumu sırasında yaşadığı deneyimlerin bilgisini harekete geçirir. “Pozitif”i ve “negatif”i bilir; bu nedenle bir Tanrı’dır. İşte, bu bilgi, ona yaratıcılık yetisini kazandırır. Çünkü “pozitif” bir dinamizma yaratır; “negatif” ise itici bir güç oluşturur. Bir evrenin “Geçilmez Halkası”, o evreni yaratan Büyük Varlık için sınırlayıcı bir faktördür.

Kozmik evrimin bütün safhalarını tamamlayan bir gezgin atom, “Merkezi Durgunluk” bölgesine son bir yolculuk daha yapar. Burada dengelerin bir yöne doğru bozulması sonucunda, bir değişime uğrar; bir anda kendisi bir çekim merkezi haline gelir.
Bu gezgin atom, Kozmik döngülerin santrifüj kuvvetleriyle orantılı olan kütlesel çekim gücünün belirlediği Kozmik kuşağa varıncaya kadar, geçtiği her boyutta belli sayıda atomları kendine bağlar. Meydana gelen bu yeni organizasyon içinde, gezgin atom çekirdeği oluşturur. Bu çekirdeğin reaksiyon özellikleri, Kozmik evrimin safhalarını deneyimlerken kaydettiği tesirleri yansıtır.

Alışkanlık yaratmış olan hareketlerin belirli bir düzen içinde mevcut ve sürekli oluşlarının sağlıyacağı tepkisizliğe ulaşmak için çekirdek atom, içerdiği parçacıkların momentumu ile mutat reaksiyonlarını sürdürür. Atomun bu reaksiyonları ise, Kozmik boyutlardan toplanmış maddelerden oluşan gevşek doku içinde belli tesirler yaratır. Böylece minyatür bir Kozmos ortaya çıkar.

Bu minyatür Kozmos, çekirdek atomun işlevsel özelliklerini yansıtır; ki bu sistemdeki çekirdek, büyük Kozmos’da bütün tepkilerin etkiye dönüştürüldüğü bölge olan “Merkezi Durgunluk” bölgesine tekabül eder. Aynı zamanda, bu organizma tümüyle Kozmik kuvvetlerin geçirdiği safhalarının tesirleri altındadır. Bireşimsel (sentetik) açıdan, pozitif ve güçlendirici kuvvetlerin dominant olduğu “Kozmik Gün”ün safhaları boyunca, çözümsel (analitik) açıdan ise negatif kuvvetlerin etken olduğu devreler süresince anlık tesirlere maruz kalır. Ayrıca, her ışının tesir küresinden geçerken belirli kuvvetlerin etkisi altında kalır.

Bu Büyük Organizma’nın dolaştığı çember, sırayla pozitif ve negatif olmak üzere dört bölgeye ayrılmıştır. Her bölge de üç ışının tesir kürelerini içer.
Böylece, “Tanrı’nın Gündüzleri ve Geceleri” denen kavramları ve evrimsel periyodları anlamamıza yardım edecek bir anahtar elde etmiş oluyoruz. Ancak, bu Büyük Organizma’ nın kendisi minyatür bir Kozmos olduğu için, yapısı içinde daha hızlı bir devrenin mevcut olacağını düşünmemiz gerekir.

Yukarıda sıralananların yanısıra, bir dizi tesirden daha bahsetmek mümkündür. Bunlar, Kozmos’un diğer boyutlarındaki Büyük Organizmaların çekim güçleridir.

Bir boyuttaki Büyük Organizmalar arasındaki etkileşim evrimin belli bir safhasında sabit kaldığından, konumuz açısından önem taşımaz. Kozmos’un farklı boyutlarındaki organizmalar ise farklı hızlarda dönüşlerini sürdürürler. Bu nedenle, periyodik olarak aynı hizaya gelirler ve kendilerinden ötede olan organizmalar üzerindeki merkezi çekim gücünü belli bir süre için perdelerler. Aynı zamanda, hem kendi boyutlarında, hem de daha yukarıdaki boyutlar üzerinde yer alan tüm parçacıkları, kendi kütlesel çekim güçleriyle etkilerler.

Merkezi çekimin geçici olarak engellenmesi, merkezkaç kuvveti üzerindeki merkezcil kuvvetin kontrolünü kestiği için, daha yukarıda yer alan organizmaların dengesini bozar. Fakat belli moleküllerin çeken organizmaya doğru, merkez yönünde hareketi, bu dengesizliği karşılar. Zaten, her organizmanın çekirdeğinin tüm iradesi, kendi doğasının kanunları haline gelmiş olan alışılmış koşulları korumaktır. İşte bu alışılmış koşullar, insanların birer birer keşfederek “Doğa Kanunları” olarak nitelendirdikleri temel prensipler arasında yer alır.
Benzer şekilde, Kozmos’un kuvvetleri de daima dengeyi korumayı amaçlar. Yine de, düzensiz aralıklarla denkleme gerektiren koşullar oluşur. Bu ise Büyük Varlık’ların hareketlerinde, değişen derecelerde, nizamsızlığa yol açar. İşte, organizmaların küreleri içinde rastlanan “pozitif kötülük”, günah ve hastalıkların nedeni budur.

Evrimin her safhasının başlangıcında, Kozmos düzenleyici bir çaba içindedir. Denge sağlanana kadar görülen düzensizlikler, popüler anlamıyla “kötülük” kavramının orijinini teşkil eder.

“Negatif Kötülük” olarak tanımlanan “Kozmik Kötülük”, bir sınırlama, bir karşı koymadır ve tezahürün asal koşullarından biridir.

Bu “Kozmik Kötülük”, “İlahi Kötülük” veya “İlahi Yokoluş”, her Büyük Varlığın özünde saklıdır; onun tezahürünün ve evriminin temelini oluşturur. Çünkü sınırlama ve sınırlılık olmasaydı, tezahür mümkün olmazdı; ölüm veya yıpranmış olanın elimine edilmesi olmadan da, gelişme imkansız hale gelirdi.

Her tezahür evreninde, bu tür Kozmik zıtlık faktörleri mevcuttur. Ancak, günah (bozucu kuvvet) ve hastalık (bozulmuş form) şeklinde ifade bulan iki özelliğiyle “Evrensel Kötülük”, Büyük Organizmaların yörüngelerindeki düzensizlik sonucu ortaya çıkar. Bunlar, bir evrimin başlangıcında daima uç değerlerde gözlenirler; ancak düzenlemeler sürdükçe tesirleri azalır. Evrimin sonucunda ise etki ve tepkinin senteziyle, tüm Kozmos’da mükemmel ve ritmik bir denge oluşur.

sonraki sayfa