bir evrenin yaradılışı

9. BİR EVRENİN YARADILIŞI

ve yeryüzü şekilsiz ve bomboştu,
ve karanlık, derinliğin yüzünü örtüyordu…

Şimdiye kadar, iki grup evrimsel safhadan söz edildi: Kozmik safhalar ve bir Büyük Varlığın gelişmesindeki safhalar. Bu arada bir Büyük Varlığı, içinde bulunduğu Kozmos, ve Kozmos’daki bütün kuvvetlerin dengelendiği ve o varlığın Tanrı’sı diyebileceğimiz “Merkezi Durgunluk”la ilişkili olarak inceledik. Şimdi ise bir Büyük Varlığın yaşam sürecini, kendisinin Tanrı (Yaratıcı/Düzen Kurucu/Düzen Koruyucu) olduğu evrenle bağıntılı olarak ele alacağız.

Bir Büyük Varlık “Merkezi Durgunluk” bölgesinden ayrıldıktan sonra yörüngesindeki yerini alır ve Kozmos’un negatif safhasının tesiri altında organizmasını oluşturur. Kozmos’ un, veya herhangi bir organizasyonun, bozucu bir kuvvetinin tesiri altında, yaratıcılığın ortaya çıkabilmesi size garip görünebilir. Negatif tesir, bir evrim safhasında mevcut kuvvetlerin sentezindeki dengeyi bozarak, uyumu tekrar sağlamak yönündeki gelişmelerle sürecek olan yepyeni bir safhayı başlatır. Bir Büyük Varlık, bu yeni sürece, bir önceki safhanın deneyimlerini doğasında saklıyarak başladığı için, adeta önceki birikimlerin omuzunda yükselir ve böylece evrim, organizmaların organizasyonu haline dönüşerek daha kompleks bir niteliğe kavuşur.

Hakkında çok az şey bilinen Kozmik prensiplerden biri olan bu kural, büyük veya küçük, yukarıda veya aşağıda, her şey için geçerlidir.

Bir Büyük Varlığın kendisini organize ederken geçirdiği devreler, içsel ve bu nedenle, özneldir. Bu süreçte etken olan dış koşullar değil, içsel mekanizmanın neden olduğu duygulardır. Bu açıdan, varlığın geçirdiği safhalar, insan ruhunun doğumla ölüm arasında geçirdiği yaşamsal safhalara benzer. Bu safhalar tamamlandığında, bir Büyük Varlık, mevcut koşullar içerisinde mümkün olan en yüksek derecede organizasyona erişmiştir ve daha ileriye gidemez. Bu noktada, varlığın her bir parçası, diğer parçalardaki değişimden etkilenir ve tepki gösterir. Bu nedenle tümüyle bilinçlidir; çünkü bilinçlilik, farkındalık demektir; farkındalık ise bir etkiye karşılık verebilmektir. Doğasındaki koşullar, alışılmış nitelikte olmalarından dolayı, bilinçli bir etki yaratamazlar. Bu nedenle, bir Büyük Varlık, kendisinden başka hiç bir bilinç yansıtmayan bir bilinçliliğe sahiptir. Bu varlık için alışılmış bir faktör olan Kozmos, varlığın bilinçliliğini koşullandıran bir fon özelliğini taşır ve otomatik haldeki insan bilinçaltıyla bir paralellik yansıtır.

O halde, kendi doğasının duyumlarıyla, kendisiyle ilgili bir nosyon taşır ve bunun farkındalığına sahiptir. İşte, kendi üzerine yansıyan ilginç bir duyum: Bu, bir Büyük Varlığın, varoluşunun farkındalığına ulaşmasıdır; bu, yaratıcı oluştur. “Ve Tanrı, insanı kendisi gibi yarattı..” Evren, bir Büyük Varlığın zihninde bir fikir olarak başlar ve varlığın bu fikir üzerinde durması ve derinliğine düşünmesi sonucu yaratılır.

Bir Büyük Varlığın kendi imajının bir bütün olarak farkında oluşu şeklindeki bilinçliliği, daha sonra, geçirdiği süreç içinde Kozmik tesirlerin doğasında oluşturduğu kuvvetlerin, oranlarındaki değişimlerin farkındalığını kazanır. Böylece kendisiyle ilgili yepyeni kavramlar ortaya çıkar ve bunlar daha önce kendisini koşullamış olan kavramlara eklenir. Bunlar, yaratıcı gücün farklı dışa vurumlarını oluşturur.

Bir Büyük Varlığın öznel ve nesnel nitelikleriyle ilgili olan bu öğreti, genellikle gerçeğin yarısı olarak kabul edilen ‘panteizm’ doktrininin temelini teşkil eder.

Bir Büyük Organizma, bir parçası olduğu Kozmos’u içermese de, Kozmik koşulları belleğinde taşır. Benzer şekilde, daha gelişmiş bir bilinçlilik ürünü olan bir Büyük Varlığın organizmayla ilgili düşüncesi, onu bütünüyle kavrar. Ancak, bu düşünsel sürecin yansıttığı, organizmanın kendisi değil, salt kendini tasarlayan varlığın bilincinde varolan, başka bir orijini olmayan, tamamen varlığın doğası ve deneyimleriyle koşullandırılmış ve bu nedenle Kozmik tesirleri doğrudan hissetmeyen bir imajdır. Yine de, kendi varoluşunun temelini teşkil eden Büyük Varlık aracılığıyla, dolaylı da olsa Kozmik safhalardan etkilenir.

İşte, bir evrende karışıklığı önleyen ve evrenle, yaratıcısı ve düzen koruyucusu, yani Tanrı’sı, arasına bozucu tesirlerin girmesini engelleyen bu prensiptir.

Kendisini ilgilendirdiği kadarıyla, Kozmos’un koşullarıyla sınırlanmış da olsa, Tanrı’sı, “Kadiri Mutlak”tır.

Onun için Tanrı’sı sonsuzluktur; çünkü O, herşeydir. O’nun olmadığı bir şey, olamaz. Ancak Tanrı da, kendisine göre sonsuzluk olan Kozmos’la ilişkisinde, Kozmos ise “Tezahür Etmemiş Olan” karşısında sınırlıdır.

Burada,”Kadiri Mutlak” tanımı, koşullayıcı herhangi bir tesirden bağımsız olmak, “sonsuzluk” ise, bir organizmanın tepki gösterebileceği tesirlerin tümü anlamına gelmektedir. O halde bir evren, ona göre “Kadiri Mutlak” ve “sonsuzluk” demek olan Tanrı’sının zihninden projekte edilen bir düşünce formudur.

Yukarıda açıklandığı gibi, bir Büyük Varlık kendisiyle ilgili bir nosyon taşır. Ancak bu, bir evrende nesnelliğin başlangıcı anlamına gelmez; yine de, daha sonraki kapsamlı gelişmelere bir sipariş niteliği taşır. Aslında, bir Büyük Varlık kendisiyle ilgili imajı yansıttığında, belirli kavramlarda derinleşmeye başlar ve tasarımının ortaya çıkaracağı organizasyonu beklemeye koyulur.

Hatırlayacağınız gibi, bir Büyük Varlık, yapısını oluşturmak üzere her boyuttan atomları kendisine bağlar. Bu atomların her biri, bir parçası oldukları varlığa oranla daha az gelişmiş olmakla beraber, birer varlıktırlar. Büyümeleri daha önceden tamamlanmıştır. Her atom, kendisinin farkına vardığında, kendisiyle ilgili bir nosyon yaratmış olur. Bu nosyonlar, atomların kendileri değil, sadece reaksiyon verilen olguların bilgileridir. Bunlar, bir merkezli kuşaklar halinde sıralanmazlar; çünkü çekim gücünün etken olabileceği maddesel bir yapı içermezler. Sadece, çeşitli reaksiyon formlarından ibarettirler.

Şimdi, nasıl bir insan, vücudunu oluşturan hücrelerin taşıdığı bilincin farkında değilse, bir Büyük Varlığın bilinçliliği de, atomlarının birer birer reaksiyonlarından habersizdir. Bu nedenle, kendisiyle ilgili bir imaj oluşturmaya çalıştığında, belirli gruplar halindeki, farklı türde atomların reaksiyonlarını anlamak ve gerekli atomik imajın yaratılması için de atomik kavramlara dayanmak durumundadır. Sonuçta, bir Büyük Varlık, kendi nosyonunu nesnel olarak oluşturmak isterken, daha önce yaratılmış olan imajların nitelikleriyle sınırlanır. O halde temelde ilk yaratıcılık örneğini verenler, kendilerinin farkına varan atomlardır.

İlk yaratıcılık olgusu, Tanrı’nın bünyesinden başlar ve düzensiz birimlerden ibaret bir oluşum şeklindedirKaranlık, derinliğin yüzünü örtüyordu.”Bir organizasyon içermeyen ve aralarında bir ilişki olmayan bu birimlerin nesnel bir bilinçliliğe ulaşmaları beklenemezdi. Ancak, bir Büyük Varlığın, Kozmik deneyimleri sonucunda geliştirdiği nosyon, bu birimlere yansıdığında, onları organize edip, birbirlerinin farkına varmalarını sağladı ve birimler arasında etkileşim başladı.

O halde anlaşılacağı üzere, Kozmik atomlar, bir tezahür boyutunun asal altboyutundaki atomları meydana getirmiş ve bu atomlar da, Büyük Varlığın etkisiyle, birbirleriyle etkileşime girerek altboyutları yaratmışlardır.

Her boyutun altboyutu, kendisine tekabül eden bir Kozmik madde boyutuyla doğrudan ilişki içinde ve o boyuttaki Büyük Varlıklar tesiri altındadır.

Bir evrenin Büyük Varlığı, maddesini oluşturan atomlardan belli oranda zıt reaksiyona maruz kalır. Bu çok önemli bir noktadır.

O halde, ilk olarak atomik kavramların projeksiyonundan, daha sonra ise, bu atomların bir minyatür Kozmos oluşturacak şekilde organizasyonuna yol açan, Büyük Varlığın kendi farkındalığına varmasından söz edebiliriz. Bu minyatür Kozmos’a, ‘Yaratıcı’nın ortaya çıktığı varoluş basamağından ayırtedebilmek için, burada evren adını veriyoruz.

sonraki sayfa