bir güneş sisteminin başlangıcı

6. BİR GÜNEŞ SİSTEMİNİN BAŞLANGICI

Daha önce açıklandığı gibi birleşik atomlar, ışınlar boyunca yukarıya ve aşağıya doğru hareket ederler; çünkü herhangi bir boyutta statik kalamayacak kadar gelişmiş ve kompleks bir yapıya sahiptirler. Ancak, bir atom ışınlar boyunca devresini tamamlayıp yeniden başlamak istediğinde, yerinin daha az gelişmiş bir başka atom tarafından doldurulduğunu görür. Bu nedenle, zorunlu olarak “Merkezi Durgunluk” bölgesinde kalır. Hiçbir atom, devreye bir defadan fazla katılamaz ve en son atom da “haccını” tamamlayıp dinlenmeye çekildiğinde, tüm yaradılış süreci uykuya dalar. Bu noktada, “Kozmos Halkası” negatif safhaya doğru salındığından, Kozmik akımlar yön değiştirir.

Bu arada, ışınlar akımlarını, çemberler dönüşlerini sürdürürler; ancak atomlar, kendi içlerinde çok sayıda dengeli hareketi içerdikleri halde, kımıldamazlar. “Kozmos Halkası”nın negatif safhaya girmesiyle ise, çeper yönünde yepyeni çekim kuvvetleri ortaya çıkar.

Bu noktada, “Kozmos Halkası” ile “Kaos Halkası”nın tesirlerinin iyi anlaşılması önemlidir. “Kaos Halkası”nın tesiri dominant ise, dengelenmemiş bir kuvvet mevcuttur. Başka bir deyişle, “Kaos Halkası” pozitif safhadadır.”Kozmos Halkası” dominant ise, “Kaos”un sebep olduğu güç fazlasını telafi eden karşı kuvvet oluşur.

O halde, “Kaos” uzaya doğru çeker; “Kozmos ” ise dengeler ve statik bir ortam oluşana kadar gerekli karşı kuvveti üretir.

Bütün atomlar gelişmelerinin son noktasına erişip, en dıştaki çemberden, “Merkezi Güneş” etrafında toplanmak üzere ayrıldıklarında, atomik evrimin ilk safhası tamamlanmıştır. “Kozmos Halkası” işlevini yerine getirmiş ve denge sağlanmıştır. Herşey statik ve uyumaktadır. Fakat döngü devam ederken, “Kaos Halkası” kurulmuş dengeyi bozar. Atomlar arasında en gelişmiş olanları, tekrar santrifüj kuvvetinin tesiri altına girerler ve büyük gruplar halinde ışınlar üzerinde hareket etmeye başlarlar. Ancak bu sefer yolculukları boş uzay içinde değildir; çünkü her çember atomlarla dolmuştur. Farklı derecelerde kompleks yapılara sahip olan atomlar, çekim gücüne bağlı olarak, “Merkezi Durgunluk” bölgesinden belirli uzaklıklardaki çemberler üzerinde yerleşmiş konumdadırlar.

Bu birleşik yapılar, kendilerini daha basit atomlarla sarılmış bulunca, dönüşlerinin yarattığı kuvvetle onları çekerler. Böylece her birleşik atom, geçtiği boyutlardaki elemanlardan oluşan bir küreyle çevrelenmiş olarak, çepere doğru hareketine devam eder.

Bu şekilde, farklı teğetsel açılardaki asal atomlardan “Büyük Organizmalar” ortaya çıkar. Bunlar, nümerik kompozisyonlarına bağlı olarak birbirinden farklı büyüklüğe ve ağırlığa sahiptirler ve göreli çekim kuvvetlerinin etkisiyle değişik boyutlarda veya çemberlerde yerleşirler. Bundan sonra artık ışınlarla hareket etmezler.

Atomik evrimin ilk safhası ışınlarla ilgiliydi; ikinci safhasında ise büyük organizmalar, çemberlerle birlikte belirli yörüngelerde dönmeye başlarlar.

O halde evrimin bu aşamasında, halkalar, ışınlar ve çemberlerden ibaret asal statiklerin yanısıra, iki grup statik daha ortaya çıkar: Yapısal özelliklerine bağlı olarak farklı düzlemlerde, belirgin konumlarda yerlerini almış olan atomlar ve dönüş hareketiyle merkezden belli uzaklıklarda yerleşmiş bulunan büyük organizmalar. Atomlar kendi aralarında teğetsel olarak hareket ederler. Büyük organizmalar ise “Merkezi Güneş” etrafında dönerken nispeten statik bir konuma sahiptirler; sadece, halkaların safhalarının neden olduğu periyodik değişimlerden ve hareketleri sırasında girdikleri ışınların tesir alanlarından etkilenirler.

Evriminin bu ikinci safhasında her büyük organizma, merkezden çepere doğru yolculuğunda geçtiği her boyutta, kütlesinin çekim gücüyle pek çok maddeyi kendine bağlar. Kütlesinin momentuna bağlı bir hızla, “Merkezi Güneş”ten uzaklaşır. Sonuçta aldığı konum, kendine temel teşkil eden asal atomun yüzeylerinin açıları tarafından belirlenir. Öyle ki, eğer ışınların açılarının oluşturduğu vorteks, üç kenarlı bir yol üzerinde hareket ediyorsa, “Merkezi Durgunluk” bölgesinden sonraki ilk boyuttan öteye geçemez. Bunun gibi, yedinci boyuta ulaşması ve orada gelişimine devam etmesi için, on kenarlı bir figür çizerek hareket etmesi gerekir. (5. Bölümün sonuna bakınız.) Sonuç olarak, her büyük organizma için, kendisini yaratan vorteksin yolundaki açıların sayısı çok önemlidir. Bu sayı, organizmanın tesir alanının çapını ve onun “Geçilmez Halkası”nı belirler.

O halde büyük organizmalar, halkaların, çemberlerin ve ışınların tesiri altında gelişirler. Bu atom grupları, kendilerini teşkil eden atomların yapılarına göre sınıflanırlar. Etkisi altında kaldıkları asal tesirleri, bünyelerindeki atomlar arasındaki hareketlilikte yansıtan bu organizmalar,”Büyük Kosmos”un bir minyatürü olarak düşünülebilir. Örnek olarak, yedinci boyutta yer alan büyük organizmalar, “Güneş Sistemleri”ni meydana getirirler. Böylece çok kısa olarak, bir Güneş Sistemi’nin yaradılış öyküsünü sunmuş olduk.

Yedinci boyutta, sizinkinin yanısıra daha pek çok Güneş Sistemi vardır. Bazılarını siz yıldızlar olarak gözlemlersiniz; ki bunlar, yedinci boyuttaki sistemlerin çok küçük bir kısmını oluşturur. Oysa, bulunduğunuz evrim aşamasında idrak edemeyeceğiniz başka boyutlarda, sonsuz sayıda sistemler mevcuttur.

Evrimin her safhası, büyük ve kompleks bir bütünlük yaratır. İlk aşamada, “Mutlak” olarak tanımlanan halkalar, ikinci olarak “Kozmos”u teşkil eden ışınlar ve çemberler, daha sonra ise, farklı boyutlarda “Kainatlar”ı oluşturan büyük organizmalar söz konusudur.

O halde, eğer numaralandırmak gerekirse, “Kainatlar” veya “Güneş Sistemleri”, Kozmik evrimin dördüncü safhasına tekabül ederler. Bu Kainatlar, Kozmos’un gelişimine paralel bir evrim geçirirler ve evrim safhaları, kendi içlerinde statik bir konum oluşana kadar devam eder. Bu noktada birleşik atomlar, kendi sistemlerindeki “Merkezi Güneş”e doğru çekilirler ve orada dinlenirler.

Bir defa daha “Kaos Halkası”nın tesiriyle Kozmik dengeler bozulur. Büyük organizmalar, kendi Güneş Sistemleri’nin “Geçilmez Halkası”na doğru hızla hareket ederler ve onun çevresinde uydular halinde yörüngeye girerler. Böylece Güneş Sistemi, evriminin yeni bir safhasına başlar. Birleşik atomlar pek çok aşamadan sonra yeniden “yıldız tohumları” olarak dağılırlar.

Bu arada büyük organizmalar, minyatür Kozmos’ları oluşturan Güneş Sistemlerini yaratmaya devam ederler. “Yıldızlar Evrimi” diye tanımlayabileceğimiz bu süreç, büyük organizmalar arasında statik bir durum oluşana kadar devam eder. Sonra tekrar “Kaos Halkası” devreye girer; koca bir sistem “Merkezi Durgunluk” bölgesine gönderilir. Bu döngü devam ederken öyle bir an gelir ki, yaratılan kuvvetlerle Kozmos içindeki organizasyon son derece güçlenir ve “Geçilmez Halka”yı parçalar. Bunun üzerine, büyük organizmalar, tezahür etmemiş olanın içine fırlatılırlar. Vorteks hareketleriyle etraflarındaki uzay parçalarını çekerler ve yeni Kozmos’lar yaratmaya başlarlar. İşte, Kozmik evrimin hikayesi..

Şimdiye kadar yazılanlardan anlaşılacağı üzere, evrimin her safhası organize bir kuvvet sistemi doğurur. Bu kuvvetler, aldıkları tesirlere reaksiyon gösterirler ve bu reaksiyonları, kendi tesirleri altındaki uzay parçası içinde hareket oluşturarak kaydederler. Bu açıdan, yani tepki gösterdikleri ve deneyimlerini değerlendirdikleri için, kuvvet sistemlerinin duygu sahibi oldukları söylenebilir.

Aynı şey üç asal halka için de söz konusudur. Ancak bu halkalar o kadar geniş ve kendilerini etkileyen tesirlerin azlığından dolayı o kadar yalındırlar ki, öznellikleri, her türlü imgelemenin ötesinde olmakla beraber, oldukça ilkeldir. İşte sizin öznelliğiniz bu geniş ve sade temel üzerinde gelişmiştir.

Sonuç olarak siz, “Mutlak”tan, planetinizdeki atoma kadar, tüm bu Kozmik öğelerle ilişki halinde ve onların safhalarının tesirleri altında olan varlıklarsınız. İşte “Gizli Bilgi”nin özü burada yatar. Kozmik kuvvetlerin tesirleri herkesi etkilemekle beraber, aydınlanma yolundaki kişi, bilgisiyle bu tesirlere galebe çalar ve onları kendi amaçları yönünde kullanmayı öğrenir. Eğer amaçları, Kozmik gelişmeyle uyum içindeyse, çeşitli safhalardan geçerek gelişir, olgunlaşır. Büyük organizmalarla aynı Kozmik yasaları takip ederek, bütünlüğü idrak ettiği statik bir konuma ulaşır. Bu noktada, o da bir büyük organizma olur ve kendi sistemini yaratma gücünü elde eder.

sonraki sayfa