logos’la tezahür evreninin ilişkisi

19. LOGOS’LA TEZAHÜR EVRENİNİN İLİŞKİSİ

Şimdiye kadar işlenen bölümlerden anlaşılacağı üzere, Logos Kozmos’a bilinçaltıyla, evrene ise bilinciyle bağlıdır. Yine hatırlıyacağınız gibi, Logos pozitif ve negatif Kozmik safhalardan etkilenir. Negatif tesir altında, bilinçliliği öznelliğe yönelir ve Kozmik tesirler dominant nitelik kazanır. Bu süreç zarfında Logos tesirleri, tezahür evreninden büyük ölçüde geri çekilir ve evren, evrimi süresince ortaya çıkan kuvvetlerin kontroluna bırakılır.

Bu periyodlar, “Tanrı’nın Gündüzleri ve Geceleri” olarak adlandırılır. Ancak bu gecelerin ve gündüzlerin de dereceleri vardır.

Logos’a göre bir evrim safhasının, insan için bir enkarnasyonla aynı anlama geldiği düşünülürse, Logos’un evreniyle olan ilişkisi daha iyi anlaşılabilir.

Evrimleşmek üzere bir yaşam kümesinin gönderilmesi ve geri dönmesiyle Logos bilinçliliğinin kazandığı deneyimlerle, bir insan “Kişisel”liğinin bir “Kişilik” olarak enkarne olmasıyla edinilen deneyimler benzer nitelik taşırlar.

Logos’un kendisi İlahi Kıvılcıma, Grup Ruhu bazında Evren Kişiselliğe, evrimleşen küme ise Kişiliğe tekabül eder.

Bu paralellikleri dikkate alarak, Logos’u insanı inceleyerek, insanı da Logos’un ışığında yorumlamak mümkündür.

Bir evrenin formasyonu, gelişmesi ve gerilemesi, Logos’un evrimsel siklusuna tekabül eder. Logos, evrimleşen yaşam dalgaları veya kümelerin teşkil ettiği bir dizi enkarnasyon impulsu ile gelişir.

Her yeni evrim dalgası, evrenin “form” niteliğine daha derinden nüfuz eder; organizasyona daha kompleks bir yapı kazandırır. Evren açısından ideal bir durum olan kuvvetlerin mükemmel dengesinin kurulması yolunda onu bir adım daha ilerletir. Bir tezahür evreni, bir bütün olarak reaksiyon vermeye başladığında, öznel bilinçliliğini tamamen kazanır ve bundan sonra nesnel bilinçlilik geliştirmesi de mümkün olur. Böylece evren, Logos’un farkındalığına varır ve Logos’ la evren arasında karşılıklı bilinçlilik kurulmuş olur.

Öznel bilinçlilik taşıyan Logos’un nesnel bilinçlilik geliştirebilmesi için bir nesneye gereksinim vardır. Bu yüzden Logos önce kendi hakkında geliştirdiği nosyonu projekte eder; sonra bu imajın bilincine varır.

Daha sonra evrimin birbirini takip eden safhaları boyunca bu nosyon da öznel bilinçlilik kazanır. Logos bu değişimlerin farkına varır ve onların bilgisiyle kendisi de değişime uğrar.

Sonuçta öznel bilinçliliğini tümüyle kazanmış olan evren, nesnel bilinçliliğe de sahip olur ve Logos’un farkındalığına varır. Logos bilinçliliği evrensel bilinçlilikle paralel geliştiği için, bu iki bilinçlilik birbirine benzer. Aradaki tek fark, Logos bilinçliliğinin temelinde Kozmik koşulların, evrensel bilinçlilikte ise arzsal koşulların yatmasıdır.

Kozmik kuvvetler, çekim güçleriyle arzsal kuvvetlerin kohezyonunu yener ve Logos, evrensel bilinçliliği tamamen masseder.

Tezahür evreninin atomlarını birarada tutan tüm bu organize reaksiyon sistemleri, tezahür evreninin boyutlarından çekilip Kozmik bir varoluş hali kazanırlar. Evreni oluşturan atomlar ise, daha üstün bir güç tarafından koordine edilmemiş teğetsel hareketleri sürdürdükleri ilk konumlarına dönerler. Bu olgu, “Eski Gece” veya “Asırların Gecesi” olarak ifadelendirilen “Küçük Kaos” halidir.

Anlaşılacağı gibi evrimin amacı, Logos bilinçliliğiyle birleşebilecek nitelikte bir bilinçliliğin geliştirilmesi ve yansıtılmış veya projekte edilmiş bir varoluş safhasından, gerçek, asli veya yalnızca akıl ile idrak edilebilen Kozmik bir varoluş haline geçmektir. Bu ise ancak tezahür evreninin tümünde mükemmel bir sentezin oluşmasına bağlıdır. Bu süreç, “Pralaya” veya “Tanrı’nın Gecesi” olarak bilinir.

Daha küçük bir “gece” ise, her evrim safhasının sonunda, evrimsel sürecin ürünleri olarak kendisine sunulan kavramları değerlendirmek üzere Logos meditasyona çekildiğinde ortaya çıkar.

Meditasyon aşamasında Logos bilinçliliğindeki meydana gelen değişimler, sonraki her İlahi Kıvılcım kümesine yansır ve daha önce açıklandığı gibi bu kümeler, evrimlerine hazır bir reaksiyon kapasitesi ile başlarlar.

Belli tiplerde formların oluşması için kullanılan boyut maddeleri, formlar ayrıştıktan sonra da reaksiyon kapasitelerini korurlar. Bu nedenle sürecin her tekrarlanışında, daha büyük bir istekle benzer formları oluşturmak üzere bir araya gelirler. Bu durum, formları bir arada tutan organize kuvvetlerin gelişmesine kadar devam eder.

Takip eden yaşam dalgaları ise bu formları aynen kabullenmek zorunda kalır ve bu şekilde koşullandırılırlar. Burada bir gerileyiş söz konusudur; çünkü her yaşam dalgası, epigenez uygulamasının sonucu olarak bir öncekinden daha gelişmiş durumdadır ve deformasyona uğramadan önceki dalgayla aynı kalıba uyması mümkün değildir.

O halde her yaşam kümesi, Kozmos’un sade ve yalın, önceki yaşam kümelerinin ise kompleks nitelikteki reaksiyon kapasitelerini doğasında taşır. Bu nedenle, temelde mükemmel sadelikteki prensipleri içerdiği halde, reaksiyon kapasitesi açısından sonsuz bir kompleksliğe sahiptir.

Kozmik prensipler tanımlanabilen ve sabit prensiplerdir. Her insan ruhu, kendi doğasının temel kanunları olarak gördüğü bu prensiplere uyar. Ancak epigenezle ilgili reaksiyonların bireysel olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Çünkü bu reaksiyonlar hem son derece karmaşıktırlar, hem de değişim yaratabilecek olası faktörler çok fazladır.

Onların değerlendirilmesi ancak evrimlere bağlı olarak yapılabilir. Elde edilen veriler ise ortalama değerler olarak kabul edilirler.

İşte burada söz konusu olan epigenez, “özgür irade” öğesini devreye sokar. Özgür irade ise, gelişmesiyle Logos’la sentezi gerçekleştirmesi arasında geçen süre içinde, tezahür evreninde “pozitif kötülük” olarak nitelendirilen kavrama yol açar.

sonraki sayfa