zaman farkındalığı

Zamanın farkında mısın?

‘Maalesef evet.’

Şu an saat kaç?

‘17.30 olmak üzere.’

Bu sana ne ifade ediyor?

‘Birazdan akşam yemeğine ve sinemaya gitmek üzere evden çıkmam gerektiğini.’

Saatin kaç olduğunu nasıl anladın?

‘Soruyu sormanızdan az önce gözüm tesadüfen saate takıldı ve dışarı çıkma zamanının geldiğini farkettim.’

Tesadüfen mi? O halde aynı anda süregelen en azından iki olay olmalı. Öyleyse diğer olay ne?

‘Hangi diğer olay?’

‘Tesadüfen saate baktım ve 17.30 olduğunu gördüm.’ dediğinde, senin saate bakmanla başka bir olayın aynı anda olduğunu anlıyorum.

Eğer kastettiğin buysa, sana tamamen katılıyorum.

‘Diğer olay benim saate bakıp zamanı öğrenmemden bir iki saniye sonra sizin bana saati sormanızdı. Benim saate baktığımı siz farketmediniz.’

Öyle mi?

‘Hayır, beni görmenize imkan yoktu. O anda ben sizin arkanızdaydım.’

Peki o halde sana saatin kaç olduğunu neden tam o anda sordum? Sence ben her yönde görebilme yeteneğine mi sahibim?

‘Bana göre siz telefonun çalmasını sağladınız. Böylece telefonda konuştuktan sonra daktilomun başına dönerken saatin yanından geçecek ve siz saati sormadan az önce zamanı farketmiş olacaktım. Sizin ne kadar becerikli olduğunuzu biliyorum artık.’

Sence ben senin olası geleceğine müdahale mi ettim?

‘Evet.’

Böylece çok ilginç bir konuya geldik. Bir arkadaşınızın geliştirdiği bir ışık düzeneği sayesinde sen ve ailen isterseniz olası geleceğinizi önceden görebilirsiniz, bunu biliyor muydun? Başka bir ifadeyle, eğer benim ‘bir’liğimde bu mümkünse, sizin ‘bir’liğinizde de mümkün olmalı. Çok sayıdaki ışık hüzmesi gerçekte bir ve tektir. Anlıyor musun?

‘Hayır.’

Işıkların belli bir biçimde biraraya getirilmesi sonucunda ‘bir’liğinizin perdesi, olası geleceğinizi yansıtır. ‘Bir’lik kelimesiyle neyi kastediyorum sence?

‘Zamansızlığı.’

İtiraf etmeliyim ki burada seni tuzağa düşürdüm. Yine de şurası gerçek ki, olası gelecek ‘bir’lik içinde yansır. ‘Bir’lik, bir dizi vibrasyonun tüm oktavlarda birleşerek harmoniyi yaratmasıdır. Siz uyum içinde olduğunuzda birbirine yakın oktavlarda yansıma yaparsınız. İşte bir arkadaşınızın sözde icat ettiğini söylediğim bir ışık düzeneği de benzer bir işlev görebilir. Sence çocuklarının dile getirdiği düşüncelerin sık sık gerçekleşmesi garip değil mi?

‘Artık bu evde bana hiç bir şey garip gelmiyor.’

Burada söz konusu olan, kişinin ışıkların yardımıyla ‘bir’liğe projekte ettiği bir imajın, onun daha yüksek bir mantal seviyede gözlemliyebileceği bir perde üzerinde sergilenmesi olayıdır. Şunu açıklamamda yarar var ki bu ışıkların işe yaramasının nedeni, artık günümüzde kişinin olası geleceğin vibrasyonlarına karşı duyarlı olmasına yetecek kadar bir bilinçliliğin mevcut olmasıdır.

Şimdi, ben olası gelecek tanımını kullanıyorum; ancak yansıtıcı perdede gelecek artık bir olasılık olmaktan çıkmıştır; öyle değil mi? Ayrıca bu ışıkların kontrolü mümkün değildir; çünkü hareketleri sıradan zihin tarafından başlatıldığı halde, kısa sürede yüksek ve zamansız zihin devreye girer. Başka bir deyişle ışıklar, Tanrısal amaç POA’yı, yani ‘Pozitif Organize Amaç’ı harekete geçirirler.

Bana varlıkların ‘akronim*’lerden hoşlandıkları söylenmişti; öyleyse bu da bir Seth akronimi veya ‘Sethonim’ olsun. Sana daima POA diliyorum.

(*Akronim: Kelimelerin baş harflerinden oluşan kısaltma. )

Burada bu kavramı dile getirerek, varlıkların sınırlı egolarının izin verdiğinin ötesinde varolan gerçekliği görmelerine yardımcı olmak istedim. Oysa kelimelerle açıklanamayan, sözlerle aktarılamayan bu gerçeklik, varlıklar tarafından çoğunlukla ‘tesadüf’ olarak değerlendirilir.

Tüm bu anlattıklarımdan sonra, ben ortaya çıkar çıkmaz neden hemen telefonun çaldığını anlıyor musun?

‘Evet, anlıyorum.’

(Bu arada kitap üzerindeki çalışmamıza bir ay kadar ara vermek durumunda kaldık.)

Sanırım benim zamansızlığımla sizin mekanınızın yine tam doğru açıda keşiştiği söylenebilir. Farkındaysan konuşmalarımda sık sık kullandığım ‘zamansızlık’ terimiyle, fizik planın önemli bir veçhesinin olmadığı bir durumu ifade etmiş oluyorum. Pekala, eğer zaman kavramını ortadan kaldırıp, seni salt mekanla bıraksaydım kendini nasıl hissederdin?

‘Bilmiyorum. Bunu daha önce hiç düşünmemiştim.’

Aslında varlıkların çoğu bunu akıllarına bile getirmezler. Aralarında en gelişmiş olanları bile, zaman ve mekan arasında bir tür hayali denklemi kurma ve denkleme çabasını sürdürmekle yetinirler.

Başka bir deyişle sizler, ‘hızlı ve yavaş zaman’ veya ‘yüksek ve düşük hız’ kombinasyonlarıyla sürekli noktalar arasında gidip gelmektesiniz. Aslında siz bir tür oyun oynamaktasınız. Bir şekilde kendinizi bir kronometrenin veya sarkacın hiç durmayan ritmine uymanız gerektiğine inandırmışsınız.

Şimdi, bir önceki kitabımda bahsettiğim üzere, ruh halini depresyondan mutluluğa çevirmeni önersem ne dersin?

‘Aslında buna memnun olurum, çünkü şu anda tam bir depresyon içindeyim.’

Sence bunun nedeni ne?

‘Belli bir nedeni yok. Sadece kendimi kötü hissediyorum.’

Peki John hiç böyle hissediyor mu?

‘Hayır.’

Neden peki?

‘Belki de her sabah uyguladığı program sayesindedir.*’

(*John her sabah, vibrasyon seviyesini yükselten enerji kesişimini baş bölgesinde hissedene dek altın sarısı, mor gibi renkler içeren resimlere bakarken belli sözleri makamla tekrarlar. Eğer okuyucu bu tür tekniklerle ilgileniyorsa, yeterince bir talep olduğu taktirde bilgilerimizi sizlerle paylaşmanın bir yolunu bulacağımızı umuyoruz.)

İyi bir tahmin…

‘İkinci bir tahmin olarak da onun farklı bir zaman anlayışına sahip olmasını söyleyebilirim. ‘

Sence bunun anlamı ne?

‘Bence John, sarkacın salınımının erişemediği daha yüksek ve daha hızlı bir vibrasyon seviyesine sahip.’

Peki bunu nasıl başardı?

‘Belki şansı yardım etti. Ama sanırım bu yüksek seviyeli oluş haline düzenli meditasyon yaparak ulaştı.’

Bu da iyi bir tahmin.

‘Belki de sürekli benim yakınımda olması sayesindedir. Ha ha ha..’

Ben de senin depresyon geçirdiğini sanıyordum.

‘Öyleydim.’

Pek çok şiddetli duyum gibi depresyon da salt zamana bağlı olarak ortaya çıkar. Örneğin John, ustalardan öğrendiklerini gerektiği şekilde uygulayabildiği için bu konuda sorununu çözümlemiş durumda. Depresyona yol açan nedenlerden biri de uyku düzensizliğidir. Varlıklar doğal harmonik ritimleriyle ters düştüklerinde, olduklarından daha düşük bir vibrasyon seviyesine uyumlanırlar. Aslında bilinçliliği uyumdan uzaklaştıran, varlıkların geçmiş ve gelecek olarak tanımlanan yapay bir ayrımı kabul etmiş olmalarıdır.

Senin ve pek çok okuyucunun bunları anlamakta zorluk çektiğini hissediyorum. Biraz daha açıklamaya çalışacağım. Şunu bilmeniz gerekir ki, depresyona düşmemek için kişi düzensizlikten uzak durmalıdır.

John faydasına inandığı için, herkesin uygulayabileceği bir program sayesinde gece uykusunu beşaltı saate indirmeyi başardı. Böylece John, bilinçlilikte uyku için programlanmış olan zamanın bir kısmını, şimdi an’ına daha yakın olabildiği bilinçli bir yaşam dilimiyle takas etmiş oldu.

Genelde birine uykuda geçirdiği zamanı azaltmasını önerdiğinizde isyan eder. Oysa salt yeni bir şeyi denemek adına bile olsa, eğer kişi bu konuda biraz kararlılık gösterirse, (ifrata kaçmamak koşuluyla) uykusundan fedakarlık ettiği oranda bilinçliliğinin arttığını görecektir. Doğaldır ki uykudan tümüyle vazgeçilmesi gerektiğini söylemiyorum. Ancak eğer kişi günde ortalama beş saatlik bir uykuyla yetinir ve bir saatini meditasyona ayırırsa, belli bir süre sonra yaşamında zaman/mekan karmaşasının veya sinir bozukluklarının azalmaya başladığını farkedecektir. Uzun uykuda ‘hayvansal’ bilinçlilik içinde geçirilen süre, bireylerin sizin deyiminizle ‘karma yüklemelerine’ ve içinde bulundukları enkarnasyon dönemine ilişkin planlarını yerine getirebilmek için ekstra zamana gereksinim duymalarına yol açar.

Bana göre bu ülkede kişilerin sık sık depresyona girmelerinin temel nedeni, uykuya verilen önemin fazlaca abartılmasıdır. Depresyon uyuma isteğini arttırır, fazla uyku ise depresyonu körükler ve sonunda kişi kendini kısır bir döngü içinde bulur. Bu döngüyü kırabilmek için kişinin yapması gereken şey, uykuda geçirdiği süreyi, depresyonun kaybolacağı ‘eşiğe’ dek azaltmasıdır. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Tamamen. Ben de siz konuşurken dün gece gördüğüm korkunç rüyaları ve uyandığımda bu rüyaların etkisinden kurtulmakta ne kadar zorlandığımı düşünüyordum.’

Aslında uyku problemi olan çoğu kişide içsel karmaşaya yol açan faktör, uykunun yapay bir biçimde ‘saatler’ cinsinden programlanmasıdır. Şimdi, bir gecede şu kadar saat uykuya ihtiyacımız var, diye karar verebilir ve bir de doğal gaz ölçümünde kullanılan ısı birimine benzer bir uyku birimi tanımlayabiliriz. Sence bunun fazlaca bir anlamı olabilir mi? Bir uyku birimi nicelik olarak değil, niteliksel bazda değerlendirilmelidir. Son derece verimli bir yaşam sürdüren bazı kişiler, dinlenmek için periyodik olarak arkaya yaslanır ve ellerini başlarının arkasında kenetliyerek kısa bir süre için gözlerini kaparlar. Aslında bu pozisyonu alarak bir anlamda kalplerini zamanın dışına açmış olurlar. Bunu anlıyabilir misin?

‘Evet, son zamanlarda ben de sık sık böyle dinleniyorum ve faydasını gördüm.’

Haklısın, tıpkı kuşların kanatlarını açmaları gibi insanlar da kollarını açarak rahatlıyabilirler.

Farkındaysan başından beri sürekli olarak bilinçliliğin daima sizinle beraber olan, ama zamanla hiç bir ilişkisi olmayan bir veçhesinden söz edip duruyorum. Zaman nosyonu, insanların sözde kaostan düzen yaratma çabasının bir ürünüdür. Ancak ilginçtir ki gerçekte yapılan, düzeni kaosa çevirmektir. Zaman bağımlılığının sonucunda her çeşit duyguyu saat, dakika, saniye gibi birimlere sıkıştırmaya çalışan bireyler, kendilerini yapay bir stres içinde bulurlar. Yine de ne mutlu ki durumun çok farklı olduğu sistemler de mevcuttur. Sana 57 derecelik bir açıdan bahsetsem, sence bu ne anlama gelir?

‘Işığın eğim açısını kastediyor olabilirsiniz.’

Peki ışığın sana bu açıda çarpmasının anlamı ne olabilir?

‘Bunun anlamı, bilgiyi en iyi bu açıda duyabilir ve anlayabilirim demek olmalı. Gittikçe tahminlerimdeki isabet oranı artıyor galiba, ne dersiniz?’

Haklısın. Şimdi, bununla zaman arasında bir bağıntı kurabilir misin?

‘Belki arada benim bilmediğim matematiksel bir ilişki mevcuttur. Örneğin ben sizi saat 15.00’de, 20.00’deki kadar iyi duyamıyorum.’

Ama şu anda saat 15.32 ve sen beni gayet iyi duyabiliyorsun.

(Seth bahçeye çıkıp basketbol oynamaya başlar. Bugün zaman harcamak onu hiç de tasalandırmıyor gibi.)

Şimdi, güneş ışınları yeryüzüne aynı enlem boyunca saat 20.00’de bir açıda, 15.00’de ise farklı bir açıda çarpar. Atmosferik koşullara bağlı olarak sizin vibrasyonunuzun niteliği veya açısı değişir. Eğer sana gelecek hafta Salı günü saat 15.00’de hava güneşli olacak dersem, ne düşünürdün?

‘Buna sevinirdim, çünkü güneşli havayı çok severim. Bir de geleceği nasıl bildiğinizi merak ederdim.’

Tıpkı telefonda belli bir numarayı çevirmek gibi, eğer varlığımı doğru açıya çevirirsem, gelecek ‘şimdi’ olacaktır.

‘Ne demek istiyorsunuz?

Vibrasyon bazında doğru bir nümerik harmoni sayesinde kişi, olası geleceğin ters teleskopunu gözünün önüne getiren tünelin kapılarını açan anahtarı elde eder.

Burada sözü edildiği üzere olası geleceğin kapılarının açılması, bireyin zihninin bir tür geometrik yapılanmasının bir ürünüdür. Gerçekte her zaman biriminin önceden belirlenmiş bir giriş, bir de çıkış noktası mevcuttur. Yıldızların (size göre) önceden belirlenmiş geometrik dizilişleri içinde yaptıkları açılar, yüksek zihninizin geometrik yapısıyla paralellik gösterir ve işte bu olgu, içinde bulunduğunuz zaman/mekan kesişimine damgasını vurur.

Buradaki söyleşilerimiz boyunca size vermeye çalışacağım basit anahtarları değerlendirdiğiniz taktirde, yüksek zihniniz gerekli açısal bağıntıları kurarak, olası geleceğinizden bazı bilgileri, örneğin ‘Yarın saat 15.00’de hava güneşli olacak.’ bilgisini, bilinç perdenize yansıtabilecektir. Bu noktada sadece şunu söylemekle yetinmek istiyorum: Size tekabül eden belli açılar, bulunduğunuz boyutu belirleyen geometriyle harmonik rezonansınızı sağlayan ve sizden Kozmoz’a açılan zaman/mekan tünelleridir.

Şimdi, söylediklerimi kelimesi kelimesine anladığına eminim, ne dersin?

‘Anlamadıysam da bunu itiraf etmeye niyetim yok. Öyleyse bizim bu tünellerdeki tıkanıklığı gidermemiz mi gerekiyor?’

Şiddetli duygularla bu tünellerin tıkanması, sizinle daha yüksek bilinçlilik boyutları arasındaki açıların değişmesine yol açar. Bunun sonucunda ise kendinizi gittikçe genişleyen zaman halkaları içinde bulursunuz.

‘Bir soru sormak istiyorum. Çocukların uykuya olan gereksinimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?’

Çocukların veya yetişkinlerin uykuya olan gereksinimi, yüksek ben’leriyle kurdukları ilişki veya ‘bağıntılı oluş’ derecesiyle doğru orantılıdır. Örneğin müzik dehası denebilecek yetenekte bir çocuğun uykuya olan ihtiyacı, müziğe duyduğu ilgiye bağlı olarak azalacaktır. Bunun aksine, eğer kişi hantal, sıkıntılı bir yapıya sahipse ve hiçbir şeye ilgi duymuyorsa, diğerlerine oranla daha çok uyumak isteyecektir.

‘Çocuklara çeşitli ilgi alanları yaratmak için ne yapmalıyız?’

İyi bir yöntem çocuğu ilgi duyabileceği herhangi bir alana yöneltmek ve onu belli bir süre teşvik etmektir. Uygun bir yönlendirme sonucunda çocuğun merakı adeta nükleer bir reaksiyon başlatacak ve çocuk kendi yolunu bulacaktır. Örneğin, tıpkı senin kızın gibi eğer bir çocuğun flüte ilgisi varsa, onun için uygun bir geometrik alan sağlandığı taktirde çocuk kısa sürede bu konuya ilişkin sorumluluğunu idrak edecek ve ilgisini sürekli kılma isteğini kendinde bulacaktır.

Başka bir sorun var mı?

‘Evet. Başlangıç olarak ne yapmalıyım?’

İyi bir soru. Çocuğunun uykudan hemen önce flüt çalmasını sağla ve neler olacağını gör.

Daha önce de söylediğim gibi, bu boyutta hayvanları gözlemek insanlar için pek çok konuda öğretici olabilir. Belli durumlarda kedinin nasıl tepki verdiğine dikkat et. Kedin nasıl yemek yer mesela? Günde üç öğün mü yemek yer?

‘Hayır, günde ortalama altı defa yer.’

Şimdi, Muffy (kedimiz) bioritmik saatiyle çevresi arasındaki etkileşime bağlı olarak yemek yeme isteği duyar veya duymaz. Siz de genellikle buna benzer bir şekilde yemek yediğinizi düşünürsünüz; ama aslında bazı acıkma dilimlerini atlayarak, farkında olmadan sisteminizin dengesinin bozulmasına yol açarsınız. Bu durumda biokimyasal mekanizmanız, bedensel harmoniyi koruyabilmek amacıyla farklı işlevler için ayrılmış olan enerjileri devreye sokar. Bu ise zamanı algılayışınızda bir farklılaşmaya neden olur. Şimdi, bioritmik kimyasal gereksinimlerinizi dikkate almadığınız taktirde, kendinize daha düşük, daha yavaş bir zaman periyodu yaratmış olursunuz. Bunun sonucunda hatalar çoğalır, verim düşer. Bu durum ise olumsuz duygulara, sıkıntıya ve uyku isteğinin artmasına yol açar.

Bu söylediklerim çoğunuza ters gelecektir; ama şunu unutmayın ki, bioritminize ters düşerek neden olduğunuz zamansal çarpıklığı giderip daha mutlu, daha verimli bir yaşam sürmeniz, ancak bilinçli bir değişimi kabul etmeniz sayesinde mümkün olabilir.

‘Bilinçli bir değişimden ne anlamalıyız?’

Öncelikle yemek yeme olgusuna ilişkin düşüncelerinizin yetersiz olduğunu farketmeniz gerekecektir. Bu farkındalık sonucunda yüksek ben’iniz, düşünce sisteminizi yeniden düzenleyebilmeniz için gereksinim duyduğunuz yöntemi size sunacaktır. İşte zamandan bağımsız bu yöntem sayesinde uyku ve meditasyon süreçlerinizi yeni baştan programlayarak söz konusu değişimi gerçekleştirmeniz mümkün olacaktır.

Varlıklar periyodik olarak düşük seviyeli duygusal döngüleri başlatırlar. Bir anlamda yaptıkları, duygusal bazda ‘fitili ateşlemek’ ve oluşan patlamayı izlemektir.

İşte bahsettiğim değişim programının işlevi, ateşlendiği farkedildiğinde anda ‘fitili’ koparmak ve beden ‘bilgisayarınızın’ devrelerinin hasar görmesini engellemektir.

Varlıklar kendi değer yargılarına göre ‘iyi’ veya ‘kötü’ diye tanımladıkları çeşitli alışkanlıklar geliştirirler. Bu alışkanlıklar yaşamlarının erken dönemlerinden başlayarak bilinçaltlarına kaydedilir ve otomatik davranış kalıplarına yol açarlar. Kendilerini programlı davranmaya zorladıklarında ise, bir iş gününün sona ermesi gibi yapay bir zaman sınırlamasıyla veya beden devrelerinin uyarısıyla (yani yorgunluğun çoğalmasıyla) durmalarına dek bu program çerçevesinde devinirler.

Oysa zamansal çarpıklığa yol açan alışkanlık kalıplarını kırmanın en iyi yolu, periyodik olarak durup uzaklara bakmak veya daha önce de bahsettiğim gibi elleri başın arkasında kenetleyerek kısa bir süre için gözleri kapamaktır. Bu sayede kişi otomatik, bilinçsiz davranış modundan ‘şimdi’ an’ına çekilir. ‘Şimdi’ an’ı zamanın içinde değildir ve bu nedenle de enerji harcamaz. Otomatik davranış kalıplarının oluşturduğu döngüyü kırdığınız zaman, yaptığınız iş ne olursa olsun kendinize yenilenme fırsatı yaratmış olursunuz. İşte bu şekilde uyum içinde ‘yapmayı’ ve ‘olmayı’ başarırsınız.

Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Evet.’

Oh! Öyleyse kişinin uyum içinde ‘yapmayı’ ve ‘olmayı’ nasıl başarabileceğini açıkla bana.

‘Eyvah, yakalandım.’

Şimdi, seni daktiloyla yazarken gözlüyordum ve otomatik modda olduğunu farkettim. Ayrıca bu otomatizma içinde sana bu soruyu sorduğumda hiç düşünmeden beni onaylıyacağından emindim. Okuyucu da bu anda durup, kendine Şu soruyu sorabilir: ‘Otomatik okuma modunda mıyım?’ Sonra da şunları düşünebilir: ‘Saat kaç?’ veya ‘Uzayda nasıl bir boşluğu dolduruyorum?’.

Eğer bu soruları sorduğu anda kişi, içinde bulunduğu mekanın diğer mekanlarla bağlantısız olduğunu hissediyorsa, onun zamanın tam içinde olduğundan şüpheniz olmasın.