zamanın amacı

Bir önceki bölümde, evreni algılayışınızın ne denli göreceli olduğunu anlatmaya çalıştım. Zaman adını verdiğiniz yalıtılmış veya parçalara bölünmüş birimler topluluğu, aslında kategorize edilmiş duygu gruplarına karşılık gelmektedir. Bu sınıflandırılmış duygu gruplarının her biri belirli zaman/mekan özellikleriyle damgalanmış olarak karşımıza çıkarlar. Aslında geçen bölümde sözünü ettiğimiz formülden yararlanarak, belli bir duygunun görece yoğunluğu ve dahil olduğunuz zaman bloğu içinde taşıdığı etkinlik yüzdesi hakkında bir fikir edinmeniz mümkün olabilir.

Diyelim ki, Joe Smith adında biri, yüksek ben’inin yardımıyla kızgınlık duygusu üzerinde çalışmaya karar vermiş olsun. Öyle ki, bu Joe Smith, bir dizi sözde tesadüfler sonucunda kendisini sinirli veya çok çabuk tepki veren kişilerle çevrelenmiş olarak buluyor. Joe Smith’in eşi hemen her konuda hoşgörüden yoksun ve kimseyle geçinemeyen bir kişi. Çocuklar da anne ve babalarını örnek alarak, kendi genç yaşamlarında çabuk tepki vermeye alışmışlar bile. Bir anlamda sahne hazır ve oyunun oynanması kaçınılmaz.

Bu tür bir realite sistemiyle daha önce hiç karşılaştın mı?

‘Evet, hem de defalarca.’

Kısacası, Joe’nun aile yapısında işlenen ana tema ‘kızgınlık’. Peki, Joe ve eşi bu durumda ne kadar yaşayabilir dersin?

‘Pek uzun süre değil.’

Aha, böyle diyeceğini tahmin ediyordum. Şunu söyleyebilirim ki bu süre, Joe ve eşinin kızgınlıklarını ifade etmeye duydukları ihtiyacı kontrol etmede ne denli başarılı olabileceklerine bağlı olarak değişebilir. Başka bir deyişle, Joe ve eşi gereksinim duydukları kadar zamana sahipler.

Eğer kızgınlığı sürerse, beden yapısında sürekli olarak üretilen ısı sonucunda Joe nispeten kısa bir sürede tükenecektir. Mezartaşına ‘İyi bir adamdı’ yazılır ve konu burada kapanır. Bu arada ise Joe’nun bilinçliliği bu zaman/mekan’ın dışında yoğun bir eğitim sürecinden geçer ve Joe kızgınlık üzerine başka bir ders için tekrar bu boyuta dönmek durumunda kalır. Doğaldır ki aynı şeyler Joe’nun eşi için de söz konusudur. Bu örneklemeden de anlaşılacağı üzere, kızgınlık duygusu çok geniş bir spektrumda çeşitli kesişimlere yol açan bir tesir alanı oluşturmaktadır.

Şimdi farklı bir sahne düşünelim. Bu zaman/mekan’ın dışında bir tüneli gözünüzün önüne getirin. Biraz renk katmak adına, diyelim ki, beyaz sakallı, nur yüzlü biri, bu tünelden (veya zaman/mekan içinde bir kara/beyaz delikten) geçmek üzere  hazırlanan bir ruhsal varlıkla son bir görüşmeyi gerçekleştiriyor olsun.

Tünelin öbür ucunda bedenlenecek olan ruhsal varlığa bu son aşamada belli bilgiler aktarılır; geleceğe ilişkin olasılıklardan fragmanlar gösterilir ve varlığın da onayı ile, gerekli dersleri sağlaması beklenen olası deneyimlerin bir listesi  hazırlanır.

Aslında burada çizdiğim tablo, olayı fiziksel boyutta açıklamaya çalışmanın zorluğu nedeniyle oldukça sembolik ve gerçekte olanı tam olarak yansıtmaktan uzak. Ama umarım size yine de kabaca bir fikir verebilir.

Yeni bir enkarnasyona hazırlanan varlığa verilen bu tür bir liste hakkında ne düşünüyorsun?

‘Varlığa olasılıklar hakkında fragmanlar gösterildiğini söylüyorsunuz. Yani enkarne olmadan önce varlık bu yaşamında neler olacağını biliyor mu?’

Evet. O aşamada varlık henüz köşeli ve sınırlı değil, yuvarlak ve sonsuz bir oluş halindedir. Zaten daha üst bir realiteden bakıldığında, varlığın o enkarnesi an içinde mevcuttur. Ancak varlık kendisini bu üst realiteden ayırdığında, köşeli veya lineer bir realite içine sıkışır kalır. Bütünlüğü ifade eden manzara çizgi çizgi parçalara ayrılır ve bu da bir zaman meselesidir.

Daha önce de dile getirdiğim gibi, ‘Zaman, onu nasıl algıladığınıza eşdeğerdir.’ Zaman, ‘Joe ve ailesi’ örneğinde olduğu gibi alabildiğine şişirilebilir ve kişinin hayatında engelleyici bir faktör olur veya eğer kişi isterse, zaman mevcut rolünü genleşmiş ve sınırsız bir ‘oluş’ nosyonuna devredebilir. Umarım tüm bu söylediklerim aklını daha da karıştırmamıştır. Ne düşünüyorsun?

‘Hayır, anlattıklarınızın çoğunu gayet iyi anlıyorum ve sözlerinizin ilginç, bazen komik ve gerçekçi olduklarını düşünüyorum. Sanırım söylediklerinizi tam olarak kavrayabilseydik, pek çok gereksiz duygudan arınmamız mümkün olurdu.’

Aslında bu durum çok yönlü profesyonel bir atletin belirsiz bir süre boyunca davranışlarını tanımlayan bir iş akdine benzetilebilir. Böyle bir çağrışımla diyebiliriz ki, kişi oynadığı oyun hakkında konuşurken kahkahalarla gülmeyi öğrenene dek top oynamaya devam etmeye mahkumdur. Burada kahkaha kelimesi pozitif kutupluluk taşıyan herhangi bir duyguyu temsil etmektedir.

Yeryüzünde Joe’nun ailesi gibi pek çok aile mevcuttur. Her aile grubu içinde, üzerinde özenle çalışılması gereken, mevcut elementlerin veya enerjinin bir kombinasyonu söz konusudur. Sadece sizin tarafınızdan bilinen duyguları düşünsek bile, bu duyguların sayısıyla, herhangi bir günde yaşamları sizinle kesişen bireylerin sayısını çarparsanız, karşınıza muazzam bir olasılıklar dizisi çıkacaktır.

Eğer diğer bireylerle olan kesişimlerinizde sizin açınızdan bir direnç söz konusuysa, bu direncinizle orantılı olarak zamanınızda bir uzamaya yol açacaksınız demektir. Unutmayın ki, her kesişim aslında size olası gelecek yaşamınıza yönelik bir seçenek sunmaktadır.

Sanırım farketmişsindir, varlıkların olası gelecek nosyonunu kavramada zorlandıklarını gördüğüm için çeşitli vesilelerle bu konuya tekrar tekrar dönüyorum. Olası gelecek nosyonuyla birlikte ise, kaçınılmaz olarak sebepsonuç bağıntısı ve dengelere ilişkin bazı kanunlar sürekli olarak konuşmalarımızın kapsamına dahil oluyor.

Şimdi, ben dahil çeşitli ruhsal varlıklarla bağlantı kurduğunuz celselerinize düzenli olarak katılan bir grup dostalarınız var. Geçen süre içinde onların kişiliklerinin belli yönlerini tanıma imkanını buldunuz.

Tıpkı yan komşularınız gibi, siz de bu grup ile birlikte bir ‘gelişim birimi’ veya ‘gelişim ailesi’ teşkil ediyorsunuz. Bu anlamda sizin grubunuzu ‘genişletilmiş bir aile birimi’ olarak tanımlamamız mümkün. Bu birim içindeki her birey, herhangi bir gün veya gece içinde kendi olası geleceğine ilişkin belli beklentileri taşır ve bu beklentilerini çoğunlukla farkında bile olmadan davranışlarında yansıtırlar. Bu dostlarınızın herbiri bilinçli olarak veya bilinçaltı dürtülerle bu beklentilerini gerçekleştirmeye yönelik bir çabayı sürdürürken, bir arkadaşınızın ‘plebiasyon*’ adını verdiği bir sürece yol açmaktadır.

( * Kitapta ‘Plebiation’ olarak geçiyor. Sözlüklerde yer almayan uydurulmuş bir kelime. (G.D.) )

‘Kelimeyi doğru yazdım mı acaba?’

Doğru mu, yanlış mı olduğunu kim bilecek ki? Bilinmeyen bir kelimeyi kullanmanın bir avantajı da, kimsenin anlamı üzerinde tartışamayacak olması, öyle değil mi? Böylece pek çok sorun da kökünden halledilmiş olur, ne ala. Tamam korkma, sadece şaka yapıyorum.

Peki dostunuzun ‘plebiasyon’ hakkında neler söylediğini hatırlıyor musun?

‘Hayır.’

‘Plebit**’ler kireç taşı benzeri taşlardan yayılan ve sizin kemik yapınızla etkileşime geçerek vibrasyonunuzu arttıran görünmeyen birimler olarak tanımlanabilir.

(** Kitapta ‘Plebiate’ olarak geçiyor. ‘Plebiasyon’ süreci içindeki kişi anlamında kullanılmış. (G.D.) )

Yani ben şimdi istersem sizin spiritüel enerji araçlarınızdan birinde kullandığınız şu kireç taşı parçasını elime alıp, seni ‘plebiye’ edebilirim.

(Seth elinde bir parça kireç taşını tutarak karşımda durur ve  ‘plebiye, plebiye’ diye seslenmeye başlar.)

Şimdi ‘plebiye’ olduğuna göre, kendini nasıl hissediyorsun?

‘Kahkahalarla güldüğüme göre…’

Seni de tatmin etmek çok zor, heh,heh,heh.. Neyse, bu kadar komiklik yeter. Benim burada anlatmak istediğim, bu süreç sayesinde herhangi bir varlığın kendi beklentilerini projekte ederek sizin olası geleceğinizi etkileyebileceği gerçeğiydi.

Sözlerimin çoğu gibi şimdi söyleyeceğim şeyin de yeryüzünde kabul gören bilimsel veya diğer doğrularla hiç de bağdaşmayacağını biliyorum; ama bir arkadaşınızın zihninin ürettiği, örneğin, kuşku duygusu, sizi de sessizce kuşku ile ‘plebiye’ edecektir.

‘Oh!!’

Neden ‘oh’luyorsun şimdi?

‘John ve ben bir kaç gündür çok tedirginiz. Nedendir bilinmez, ne yaptığımızı ve neden yaptığımızı insanlara izah etmek zorunda olduğumuz düşüncesine kapıldık. Üstelik birdenbire neden buna gerek duyduğumuzu açıklayamamak, bize daha da sıkıntı veriyor. Sanki sırtınıza bir bıçak saplanmış olarak yaşamak gibi bir şey. Acıyı duyuyorsunuz, ama sebebi hakkında hiç bir fikriniz yok.’

Varlıkların karşılaştığı öyle durumlar vardır ki, onların bilinçli olarak açıklayamadıkları bir şekilde hastalık ve depresyon gibi fiziksel tezahürlere yol açarlar.

‘Bu konuda ne yapabiliriz?’

Şöyle bir durumu düşünün: Diyelim ki spiritüel enerji araçlarınızdan birini yabancı bir ülkede belli bir dinsel görüşün egemen olduğu bir kabileye mensup insanlara tanıtmak istiyorsunuz. Bu insanların gösterecekleri reaksiyon, inanç sistemlerine bağlı olarak farklı farklı olacaktır. Hatta bildiğiniz gibi, bazı durumlarda doğru yerde yanlış bir kabilenin akşam yemeği olabileceğiniz şeklinde rivayetler bile mevcut. Sonuçta çalışmalarınızın fiziksel ve zihinsel tezahürlerini toplum içinde sergilemeye kalkışmanın belli ölçüde cesaret istediğini kabul etmeniz gerek.

Binlerce yıldır yerleşik toplum düzenine aykırı davrandığınızı düşündükleri taktirde sizi yargılayan veya yargılamadan infaz eden çok sayıda gizli cemiyetin varolduğunu biliyorsunuz. Ben bile burada ne söylediğime dikkat etmek zorundayım. Aksi taktirde sözlerimin sizi pek de ilahi olmayan bir yargılamayla karşı karşıya bırakması işten bile değil. Eğer kuşku duygusuyla ‘plebiye’ edilmiş olarak veya diğer işlenmemiş duyguların ince perdesi arkasında gizlenerek yaşıyorsanız, size çarpan görünmez darbelerin tesiri son derece yıpratıcı olacaktır. Bu ise sizin bu boyutta geçirmeniz gereken sürenin uzamasına yol açar.

‘Neden birdenbire üşümeye başladım?’

Tabii ki ‘plebiye’ olduğun için. Biliyorsun ki, burada yazdıklarını aynı zamanda yaşamak zorundasın.

Yoksa ben Seth olmazdım. Bu sayede söylediklerimden kuşku duymuyorsun ve ben de her seferinde kim olduğumu kanıtlamak gibi bir sorunla karşılaşmıyorum. Öyle bir durum düşün ki, sesimi duyuyorsun ama ben kim olduğumu söylemiyorum. Ne yapardın?

‘Enerjinizi hissedebildiğim için büyük bir olasılıkla sesin size ait olup olmadığını anlardım.’

Ama kendimi başka bir varlık olarak gösteriyor olabilirim.

‘Yine de enerjinin niteliğinden, John’u çevreleyen auranın renginden ve konuşmanın ritminden anlardım. Sizi hissediyorum, görüyorum ve işitiyorum.’

Evet, benim vibrasyonumu hissedebiliyorsun ve bunun için de son derece minnettarım. Böylece her gün kim olduğumu ispatlama sürecini tekrarlamak zorunda kalmadığımız için de gereksiz yere zaman harcamamış oluyoruz.

Bir de şöyle olduğunu düşün: ‘Merhaba, ben Seth’ diyorum; sen ise ‘Hayır, değilsin’. Tekrarlıyorum, ‘Evet, ben Seth’. Sen ısrar ediyorsun, ‘Hayır, değilsin’. Ne yapardık o zaman?

‘Pek fazla bir şey yapamazdık herhalde.’

Zamanın her veçhesi veya hacimi, üst ben’iniz tarafından yönlendirilmekte olan veya olmayan bir çeşit direnç sonucunda yaratılır. Yine de şunu unutmayın ki, üst ve alt ben’iniz birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış değildir. İster üst, ister alt ben’inin sesini dinliyor olsun, eğer bir kişi kuşku duygusuyla bir yerlerle ulaşacağına inanıyorsa, bu da onun özgür iradesi ile yaptığı bir seçimdir.

Sen de özgür iradeye ve seçim hakkına sahipsin, öyle değil mi?

‘Evet.’

Öyleyse olumsuzluğu yaşamına dahil etmek zorunda değilsin.

Belli bir süre için bazı deneyimleri paylaşmayı kabul ettiğiniz için pek çok kişi yaşamınıza dahil olacak veya başka bir ifadeyle, onların yaşamları sizinkiyle kesişecektir. İşte bu kişiler, kendi içinizde dirençle karşılaştığınızda, size sizi yansıtan bir ayna işlevi görürler. Örneğin, kuşkucular bir anlamda size farkında olmadığınız korkularınızı yansıtırlar. Size yansıyan korkuların derecesi ise sizin kendinizle yüzleşmenizle orantılı olacaktır.

Şimdi bana kişinin korkularını gidermesinin ne kadar zaman alacağını sorabilirsin. Sence bunun yanıtı ne olabilir?

‘Bir kere korkularını tanımladıktan sonra, kişinin korkularının üstesinden gelmesinin çok uzun süre almayacağını tahmin ediyorum.’

Sanırım bir sigara arası vermek istiyorsun, öyle değil mi?

‘Evet, teşekkür ederim. Bırr, burası hala buz gibi.’

(Seth piyanoda daha önce duymadığım bir parçayı çalmaya başlar.)

‘Sizin piyano çalabildiğinizi bilmiyordum. Çaldığınız parça neydi?’

Dışarıda ılık bir hava var; ama ben ‘soğuk’ bir parça çaldım. İşte kireç taşının ‘plebiasyon’una çaldığım melodininki eklenince odanın ısısını iyiden iyiye düştü.

‘Tamam, tamam! Sizin Seth olduğunuza inanıyorum.’

Bir de mumyaların ne hissettiğini düşünsene.

‘Ne demek istediğinizi anladım sanırım. Genelde insanlar sürekli kanıtlar peşindeler. Ama bence bu zaman kaybından başka bir şey değil; çünkü bir şeyi kabul etmek için kanıtın o kadar da gerekli olduğuna inanmıyorum.’

Senin için belki, ama herkes için değil. İncil’de Musa zamanında Yahudilerin Mısır’dan çıkışlarına ilişkin bir hikaye vardır ki, burada bir kuşkucunun ikna edilmesi olayı ince bir ifadeyle anlatılmıştır. Aslında bu tür fenomenlere pek çok dinde rastlanır. Kendilerini sabit bir perde ile çevreleyen öyle varlıklar vardır ki, tüm yaşamları üzerlerine çökse bile büyük bir inatla bakış açılarını korurlar.

Egonuza değil de kalbinize ters düşmeniz sonucunda sorunlarla karşılaştığınızda, kalbinizin gösterdiği yöne dönün ve rüzgar ne yönden eserse essin, yönünüzü koruyun. Gerçeğin tohumu kalbin inancında yatar ve gerçeğin tohumu en kuvvetli kaleleri bile darmadağın edebilir.

Diyebiliriz ki zaman, ortaya çıkan kuvvetin bir ışık noktasına indirgenmesinden sonra, kozal boyutta denge noktasına dek hacimi dolduracak şekilde aynı anda her yönde uzanır ve çemberi tamamlamak üzere ters yöne salınımına devam eder.

Sözü edilen hacimler, silindir içinde köşeli bir geometriye sahip olup, çifte piramit oluşturmak üzere iki yönde açılım gösterirler.

Pratikte her varlık, hatalı da olsa bazılarınca ‘astral mekanlar’ olarak tanımlanan yapay boyutlara atfedilen enerji fazlasını harcamak çabası içinde, sürekli olarak zamanı esneterek veya sıkıştırarak yaşar.

Şimdi biraz daha ısındın mı?

‘Evet.’

Artık senin için daha ılık bir havayı deneyimleme zamanı geldi mi acaba?

‘Öyle olmalı, çünkü artık burası bana soğuk gelmiyor.’

Evet, benim enerji alevimle kesişimin sonucunda odada sıcaklık denilen farklı bir kutupluluk ortaya çıktı. Peki sence böylece zamanı uzattın mı, kısalttın mı?

‘Sanırım zamanı kısalttım. Sizin yardımınız ve benim istekliliğim sayesinde hoşlanmadığım üşüme duygusunu gidermem mümkün oldu.’

Bir anlamda artık düşünce boyutunda soğuğu deneyimlemeye gereksinim duymadığın için ve o anda, bu zaman/mekan’da ait olduğun hacimin ısısı yükseldi. Biliyor musun ki, bir odanın ısısı 30 derecenin üstünde olsa bile, bazı durumlarda kişi yine de üşüyebilir?

‘Evet. Bunu defalarca yaşadım.’

Bir klima cihazı için para biriktirdiğinizi biliyorum. Oysa artık aşırı uçları deneyimlemeye gereksinim duymadığınızı farkettiğiniz anda, sarkacınızın salınımı daha dar ve daha hızlı olacaktır. Işık noktasının her iki yönündeki salınımınızın derecesi, sizin ‘zaman’ dediğiniz belli bir ‘şimdi’ an’ında korumanız gereken hacimi veya yoğunluğu ifade eder. Şunu unutmayın ki,  öylesi bir yoğunluğun içinde siz, gerçek ben’inizin sadece bir fraksiyonunu teşkil edersiniz. Başka bir ifadeyle, öyle bir noktada siz, varlık bilinçliliğinizin basit bir elementinden başka bir şey değilsinizdir.

Zamanın ölçümüne ilişkin şaşırtıcı bulgulardan biri de zamanın görünen büyüklüğüdür. Ancak eninde sonunda hepiniz farkedeceksiniz ki, mevcut değerlendirmeleriniz çerçevesinde zaman, büyük bir illüzyondur.