zamanın değişimi

Şu anda konuştuğun varlık ‘görece’ Seth. Ben, sana ve seçmiş olduğun zaman/mekan içinde taşıdın vibrasyona ‘görece’ olarak varım.

Şimdi, bana bir soru sormak üzeresin.

‘Siz konuşurken, birden aklıma sizi fiziksel gözlerimle görmek istediğim düşüncesi geldi. Aslında sizi zihnimde belli bir şekilde canlandırıyorum ve bunun diğer dostların sizi imgeleyiş tarzından farklı olduğunu biliyorum. Başka biri tarafından çizilen bir resminizi görmüştüm; benim hayal ettiğim Seth’e hiç de benzemiyordu.’

Peki, sana nasıl görünüyorum?

‘Biliyorum güleceksiniz ama, bana göre siz uzun boylu, ince yapılı, yakışıklı, espriyi seven, sakin mizaçta ve hiç bir şeyi fazla ciddiye almayan birisiniz.’

Hepsini kabul ediyorum! Bu yeni görünüşümle bir resmimi duvara asabilirim. Öyle görünüyor ki, sizlerle beraber ben de değişiyorum. Bu durum zamanda bir değişim veya zamanın bir değişimi olarak yorumlanabilir. Kısa, şişman veya yaşlı olarak başlayıp, uzun, zayıf ve yakışıklı bir hale dönüşmek, zaman içinde fena bir değişim sayılmaz, ne dersin?

Hatta daha da ileriye gidip, tatlı dilli ve nazik biri olduğumu da söylersen hiç şaşmam.

‘Ben de tam bunları söylemek üzereydim..’

Böylece artık herkes ne kadar yüce bir varlık olduğumu öğrenmiş oldu! Merak ediyorum da, acaba benim gibi davranan başka varlıklar da var mıdır? Galiba davranış biçimimin usule uygun olup olmadığını anlamak için ‘varlıklar sözlüğüne’ bir göz atsam fena olmayacak…

Biliyor musun, bu küçük şakalaşmamızla zamanda bir değişim oluşturduk bile. Gerçekte zihinsel yaklaşımınızı değiştirdiğinizde, zamanı ve buna paralel olarak da mekanı değiştirmiş olursunuz. Bu durumda ise ‘halleri’ değiştiren sen değil, ben oldum. Ben genelde ‘sıcak’ severim; termostatımda bir sorun olmadığı taktirde tabii..

Beni bir insan biçiminde tasarladığına göre, bir de beni oturup televizyon seyrederken görsen komik bulmaz mıydın? Üstelik benim için televizyonun açık veya kapalı olmasının farketmeyeceği gözönüne alındığında…

Şimdi, sizin güneş/yıldız sisteminizin üzerinde farklı nitelikte bir saat işlemektedir. Bulutların veya başka hava olaylarının olmadığı durumlarda gökyüzünün açık mavi renkte gözüktüğünü bilirsiniz. Bu renk, sisteminizin gereksinim duyduğu türde enerji transferinin bir sonucudur.

Siyah veya yeşil renkli bir gökyüzüne uyandığınızı düşünsene bir kere. Böyle bir gökyüzünü alıştığınız, bildiğiniz dünya ile bağdaştırmak pek mümkün değil, öyle değil mi?

O halde uyandığında ve açık mavi renkte bir gökyüzü gördüğünde, hiç tereddüt etmeden ‘Bu dünya olmalı’ diyebilmelisin.

Ruh halinin yaşantını kontrol ettiğini hissettiğin oldu mu?

‘Evet, daima.’

Başka bir deyişle, eğer zamanın içindeysen, belli bir ruh haline sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Peki zaman nosyonunu nasıl tanımlayabilirsin? Yüzündeki ifadeden zamanın tanımlanamaz olduğunu düşündüğün açıkca belli. Çoğu varlığa nasıl bir gün geçirdikleri sorulduğunda, yaşadıkları bir dizi olayı sıralar ve bu olaylara bağlı olarak da o günün ‘iyi’ veya ‘kötü’ bir gün olduğuna karar verirler. Eğer bir kişinin ruh halini an be an bir grafik üzerinde kaydetmeniz mümkün olsaydı, yaşadığı olaylarla birebir nitelikte bir paralellik yansıttığını görürdünüz.

Zaman ayarlı bir dizi olay içinde devinen varlıklar, aslında yaşamlarının kontrolünü kendilerinin dışında bir güce teslim etmiş olurlar. Ne demek istediğimi anlıyor musun?

‘Son iki paragrafı yazarken bile zorlandım, nerde kaldı söylediklerinizi anlayayım.’

(Seth dart oynamaya başlar.)

Tam isabet!

Şimdi, birdenbire dart oynamaya başlamam sence zamanı değiştirdi mi?

‘Olabilir.’

Gerçekte, önceki kitaplarımda da bahsettiğim gibi, olası geleceğimi şu andaki seçimimle etkilemem mümkün. Oysa bu tür bir seçimin farkındalığını taşımayan varlıklar, zamanı ‘çalışma’ nosyonuyla önceden programlanmış ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir olaylar silsilesi olarak algılarlar.

Şimdilik bu düşünceleri bir kenara bırakıp önceki konumuza tekrar döneceğim.

Şimdi, açık mavi gökyüzü, astronomik geometrinin daha ziyade bilinçaltından kaynaklanan davranışların koşullarını belirleyen nitelikteki görünmeyen tesirlerini taşır. Dün sen ve pek çok kişi, kendinizi tuhaf bir tesirin etkisinde hissettiniz ve çeşitli negatif duyguların nedenini kendinizde aradınız. Oysa pek çoğunuzun aklının ucundan bile geçmeyecek şekilde, bulutların arkasındaki gökyüzünün, aslan burcunun küresine dahil olanlar dışında hemen herkesi aşırı derecede etkileyen bir tesir alanı söz konusuydu.

İster kapalı bir yerde, ister açık havada çalışsın, böylesi bir tesirin varlığından bile haberi olmayan bir kişiyi düşünelim. Gün boyu ‘Kötü bir gün geçiriyorum’, ‘Neden kötü bir gün geçiriyorum?’ veya ‘Herhalde dün gece iyi uyumadığım, abur cubur yediğim için böyle hissediyorum’ diye düşünüp duracaktır. Kendi kendine şöyle de yakınabilir: ‘Benim hiç hatam olmadığı halde, araba sürüşüme laf eden o adam bütün günümü berbat etti. Müdür de son derece sinirli. Aslında bugün etrafımdaki herkese bir şeyler olmuş. Keşke şu anda Bermuda’da olsaydım.’

Hiç kendini böyle hissettiğin olmadı mı?

‘Evet, zaman zaman. Farkettiniz mi, cevaplarımın çoğunda zaman kelimesi geçiyor. Sanırım birileri benim beynimle ve konuşmamla oynuyor!’

Biraz benim zamanımdan ister misin?

‘Sizde hiç yok ki bana veresiniz.’

Haklısın. Aslında benim mekanım da yok.

Pekala, tekrar kötü bir gün geçirmekte olan o kişiye dönelim. Büyük bir olasılıkla ‘Böyle bir gün için harcayacak zamanım yok’ diye düşünmekte ve bu şekilde zamanın daha da ‘uzamasına’ yol açmaktadır. Telaş içinde belki de, ‘Zamanında yetiştiremediğim işleri tamamlamak için gece de çalışmalıyım’ şeklinde bir karara varacaktır. Oysa bu noktada yapması gereken şey, biraz durup, bu yapay zaman/mekan sentezinin kendisini içine düşürdüğü tuzağın farkına varmak ve tutumunu yeniden gözden geçirmek olmalıydı.

Böyle bir durumda sen ne yapardın?

‘Sanırım ilk ve en önemli şey, yaşadığım tersliklerin benim dışımda bazı tesirlerden de kaynaklanmış olabileceğini idrak etmem olacaktır. Sonra John’a, negatif enerjiyi dengelemek için ne tür doğal taşlardan yararlanabileceğimi sorardım.

Egzersiz yapmaya, doğru beslenmeye özen gösterir, meditasyona ve ruhsal konularda kitaplar okumaya ağırlık verirdim. Sıkıntı dalgaları üzerinde sörf yapar misali yaşamaya çalışırken, durum düzelene kadar olaylara mizahi yaklaşmayı denerdim.’

(Bu anda telefon çalar. Bir arkadaşım, Corinne, o sabah meditasyon yaparken olanları anlatmak için beni aramıştır. Corine, yoğunlaşmasına yardımcı olduğuna inandığı eski Mısır’dan iki objeyi, ucu kıvrık bir asa ile ilkel bir tür silahı, iki elinde tutarak meditasyon yapmayı adet edinmiştir. O sabah meditasyonunun ortasında birdenbire gözlerini açar ve odanın sağ ve sol duvarlarını, elinde objeleri tutuş açısı olan 45 derecede görür. Sonra gözlerini kapar ve meditasyona devam eder.)

Belki de ayna örneğine benzer bir olay söz konusudur.

(Bu sırada kızım Danielle okuldan döner ve bize, ertesi günün okulda ‘50’ler Günü’ olarak kutlanacağını söyler. Bizden onun 50’li yıllarda olduğu gibi giyinmesine yardımcı olmamızı ister.)

Acaba bu olay zamanı kısaltır veya değiştirir mi? Peki bu kitabı yazdığımız süre içinde neden sık sık bu tür şeylerle karşılaştığımızı hiç düşündün mü? Sence bir şekilde zamanda bir değişime mi yol açtık, ne dersin?

‘Bunu sık sık düşündüm ama bir sonuca vardığımı söyleyemem.’

Bir piramitte köşeler bir noktada birleşirler, öyle değil mi?

‘Evet.’

Beş ayna bir arada ‘birliği’ ve tek bir ışığı yansıtırlar. Eğer ışık ışınlarının spiral bir biçimde bir noktada odaklanmasını sağlarsanız, bir gerçeklik boyutunun diğerleriyle kesiştiği noktayı elde edersiniz.

Bir ışık noktası holografik olarak diğer ışık noktalarıyla bağıntı kurduğunda, sizin deyişinizle, ‘İsa Bilinçliliği’ ortaya çıkar. İşte ışık noktalarının kesişimleri arasındaki bağıntının idrak edilmesine yardımcı olan bazı durumları burada örnekleyerek açıklamaya çalışacağım.

Bir kişi gününün farklı olmasını istiyorsa, herşeyden önce zihinsel bir değişimi gerçekleştirmeye istekli olmalıdır. Eğer kişi, açık mavi gökyüzünün lenslerinin yaşamında bir ışık noktası oluşturduğunu veya önceden belirlenmiş bir koşulun yaşamıyla kesiştiğini imgelerse, bir aydınlanma eşiğine ayak basmış olacaktır.

Bu kitabı yazdığımız süre içinde çeşitli maskaralıklar yaparak yansıtmaya çalıştığım gibi, kötü bir gün geçirdiğini düşünen söz konusu kişi de yapmakta olduğu şeyi bırakıp, kısa bir süre için bile olsa farklı bir aktiviteye yönelmeli ve böylece zihinsel bir değişime izin vermelidir. Az önce dart oynayışım gibi, farklı bir şeyle uğraşmak, farklı ve daha eğlenceli bir enerjiyi devreye sokar. Bu yeni enerji ise kişinin zihnini önceki konumundan veya vibrasyon derecesinden uzaklaştıracak ve örneğin, ‘ayı daha büyük görmesini’ sağlayacaktır.

‘Evet, çünkü farklılığa kendinizi açmış oluyorsunuz.’

Geçici bir süre için bile olsa, bu yeni aktivite ile farklı renkler taşıyan farklı bir odaya girmiş gibi olduğunuzu söyleyebiliriz.

Şimdi, birisi şöyle diyebilir: ‘Ama Seth, bir ofiste veya bir inşaat sahasında dart oynayamazsınız ki.’ Tamam, belki dart oynayamazsınız, ama küçük bir elektronik oyun aletiyle de ilginizi zihninizin ‘oda’sından ayırıp, farklı bir noktaya yöneltmeniz mümkün olabilir.

Başka bir ‘oda’ya başarıyla gerçekleştirdiği bu tür geçişler sayesinde kişi, açık mavi gökyüzünün görünmeyen geometresinden yeni ışık veya enerji ile beslenir ve ruhsal merkezlerinin dengeli çalışması kolaylaşır.

Her enerji merkezi ışığı belli açılarda alır. Örneğin, Üçüncü Göz’ünüz 45 derecede açılır ve dengeli işlev görür. Zaman olgusunun dışına çıkıldığı taktirde, Üçüncü Göz’ün geometrisinin denge yönünde uyumlanması ve fiziksel yapının enerji bazında yenilenmesini gerçekleşir.

Örneğin, yükselen burç Boğa iken, bu burcun simgesi olan işlenmemiş bir yakut parçasını kısa bir süre için bile elinizde tutarak vibrasyonunuzu değiştirmeniz mümkün olabilir. Ama asıl sorun, kişinin sabitleşmiş zihinsel kurgusuyla bu tür bir şeyi denemeye bile yanaşmayacağıdır. Büyük bir olasılıkla şöyle düşünecektir: ‘Bu tür saçmalıklar için harcayacak vaktim yok. Zaten işim başımdan aşkın; bir de bir torba dolusu taş taşıyarak dolaşmaya hiç niyetim yok. Bu şiddetli baş ağrısına rağmen burada oturup işimi bitireceğim, bu iş beni bitirse de.’ Ne zaman ki bu kişi baş ağrısından ve stresten tükenme noktasına gelir, işte belki o zaman farklı ve zamanı ‘kısaltan’ bir şeyi denemeye razı olacaktır.

Çoğu varlık için hemen hemen hiç ara vermeden günde on dört saat çalışmak adeta bir gurur vesilesidir. Bir günde ne kadar çok iş çıkardıklarını düşünerek övünürler. Acı gerçek ise, bu yaklaşımı benimseyen kişilerin aslında kendi yaşamlarında zamanın ‘uzamasına’ yol açtıklarıdır. Eninde sonunda iş nosyonuna bağımlılıkları, kendilerini de rahatsız edecek bir noktaya geldiğinde ise, zamanı değiştirmeye yetecek kadar uzun bir süre için zaman kavramından uzaklaşmaları gerekecektir. Bu senin için bir anlam ifade ediyor mu?

‘Evet.’

(Yine bir kaç günlük bir ara..)

Şimdi, belki farketmişsindir ki, John ve pek çok kişi anlatmaya çalıştığım şeyleri örnekleyen bir deneyim yaşadılar.

Zihinsel dengeyi sağlamanın pek çok yolu vardır. Egonuzun öyle bir yapılanması vardır ki, beden/zihin/ruh üçleminizin uyum içinde varolabilmesi için, periyodik olarak bir değişime gereksinim duyar. John’un durumuna gelince, bir süredir çeşitli spiritüel ve zihinsel projelere kendini öylesine kaptırmıştı ki, bedensel veçhesini ihmal ettiğini farketmedi bile. Örneğin, güneşli bir günde çalışmalarının büyüsü içinde havayı koklamayı düşünmedi bile. Oysa bulunduğunuz yerin bir özelliği de, yılın bu döneminde havanın diğer zamanlara oranla daha temiz ve canlandırıcı olmasıdır. Bu günlerde nefes aldığınızda ciğerlerinize tertemiz hava çektiğinizi hissediyor olmalısınız, öyle değil mi?

‘Hayır. Pardon, cevap vermem biraz vakit aldı. Bir kelimenin yazılışı üzerinde tereddüte düştüm de.’

Siz ve çevreniz arasında belli bir harmoni mevcuttur. Kışın ortasında birdenbire bahar gibi bir havayla karşılaştığınızda, ki bu da doğanın harmonisi içinde olmaktadır, sürdüğü sürece bunun tadını çıkarmaya çalışırsınız. Ancak zihninizde kilitli olarak yaşıyorsanız, bu güzel havayı değerlendirmeyi düşünemez ve bu şekilde de çevrenizle uyumunuzu aksatmış olursunuz. Böyle davrandığın olur mu?

‘Evet, sık sık..’

Ruh hallerinin, zamanın sınırlayıcı etkisinden bağımsız olarak önceden programlanmış olabileceğini düşündün mü hiç?

‘Belirli deneyimleri yaşayabilmem için gerekli olan vasatları oluşturacak şekilde çevremdeki koşulları kendimin yarattığını düşünüyorum.’

Pekala, bazı sevgili arkadaşlarının sık sık şakayla karışık ima ettikleri üzere, eğer bu kitabı belli bir süre içinde bitirmemiz gerekseydi ve seni dışarıya çağıran harika bir havaya rağmen sen de kitap üzerinde çalışmaya devam etmemizin daha iyi olacağını hissetseydin ne olurdu?

‘İçimden gelen sese göre, bu durumda kitabı bitirmemizin gecikeceğini söyleyebilirim.’

Sence bu şartlandırılmış bir yanıt mıydı?

‘Aslında durumun aynen söylediğim gibi olduğunu düşünüyorum. Zaten yeterince geç kaldık ve hala sürekli olarak bir takım olaylar kitap üzerinde çalışmamızı engelleyip duruyor.’

Kimin saatine göre geç kaldık; senin mi, benim mi?

Bazı celselerde başka boyutlardan varlıkların, birdenbire, ben dahil herkesin zihnini meşgul eden bir konu üzerinde konuşmaya başladıklarını hiç farkettin mi?

‘Evet, bence tüm bunlar tamamen bir tesadüf eseri.. Sadece şaka yapıyordum..’

Şimdi, bazı varlıkların ortaya çıkıp bazı şeyler söylemeleri, sence zaman içinde belirli bir geometrik uyumlanmanın sonucu olabilir mi?

‘Evet. Aynı şey bu kitabı yazarken de söz konusu bence. Daima söylemeyi düşündüklerimden farklı şeyler söylediğimi farkediyorum.’

Zihninle oynadığımı mı ima ediyorsun?

‘Sanırım evet.’

Sence eski Mısır’da bazı varlıkların kullandığı, belli bir geometrik yapıya sahip garip görünüşlü şapkaların anten gibi işlev gördüğünü düşünebilir miyiz?

‘Neden sordunuz?’

Özel yapıda bir anten kullanarak belirli fikirlerin veya düşüncelerin bir araya getirilmesi ve sonuçta istenilen yönde bir geometrik fikrin oluşturulması mümkündür. Bu söylediklerimle bir bakıma farklı bir açıdan yaklaşarak, ‘düşünceler aslında somuttur’ fikrini dile getirmiş oluyorum.

‘Yani eğer kafamın üzerinde bir piramit taşısaydım, bir piramit gibi mi düşünecektim?’

Aslında bu söylediğin benim anlatmaya çalıştığım şeyle bir anlamda paralel. Örneğin, farklı günlerde değişik renklerde giyindiğinizde farklı davranışlar sergilediğinizi farketmişsinizdir. Belki tam olarak bilincinde değilsiniz ama, fiziksel görünümünüzün, başkalarının sizi algılayış biçimini doğrudan doğruya şekillendirdiği yadsınmaz bir gerçektir.

Şimdi, kendi çektiğiniz bir video kasetini farklı zamanlarda seyrettiğinizde, bazı arkadaşlarınızın her seferinde daha değişik göründüğünü düşünüyorsunuz.

Sence bunun nedeni ne olabilir?

(Bu noktada Seth bana sayfayı değiştirmem gerektiğini söyledi. Ben de tam o anda, daktiloda o sayfanın son satırının son kelimesini yazıyordum. Bana arkası dönük olarak odanın öbür yanında oturduğu için Seth’in bunu görmesine imkan yoktu. Sonra bana zamanla veya mekanla ilgili bir sorunum olup olmadığını sordu. Neler düşündüğümü anlamış olmalı.

Farkettiğim başka bir şey ise bugün her zamankine oranla çok daha yavaş bir tempoda dikte ettirmekte olduğu. Dün gece uzun süre raket sallamaktan kolumun ağrıdığını ve fazla hızlı yazamayacağımı bildiğine eminim.)

‘Doğruyu söylemek gerekirse bu konuda çok düşündük, çok konuştuk, ama hala filmin neden her defasında bize değişik göründüğünü anlamış değilim.’

Eski filmleri izler misin?

‘Bazen.’

Sana ‘eski’ gelirler mi?

‘Evet.’

Tarzları mı, konuları mı, yoksa zamanları mı farklı?

‘Bence hepsi.’

Aslında farklı olan geometrileri. Artık bu filmler zaman içinde harmonik uyumlarını yitirmiş ve sizin ‘şimdi’ an’ınızın dışına düşmüşlerdir.

Dikkatinizi çekmek isterim ki, burada sözünü ettiğim bir zaman veya mekan meselesi değil, tamamen zaman nosyonuyla sarmalanmış bir zihin halinin yansımasıdır.

Sen ve John çevrenizle uyum içinde olmanıza imkan verecek şekilde yaşamlarınızı değiştirmeye yöneldiniz. şimdi, burada söz konusu olan değişim, salt yediklerinize özen göstermeniz, sigara,v.s. içmemeniz veya belirli politikaların empoze ettiği şeylere itibar etmemenizden ibaret değil. Asıl önemli olan, büyük bir sorumlulukla, sizi etkileyen tüm tesirlerle uyum içinde olmaya çalışmanız ve çevrenizde harmoninin oluşmasına izin verecek şekilde yaşamınızı değiştirmeye karar vermiş olmanızdır.

Biliyorum, ne demek istediğimi açıklamaya çalışırken zorlanıyorum. İşte bu yüzden zaman zaman birdenbire dart oynamaya başlayarak, kedinizle oynayarak veya herhangi bir geometride (‘anda’) ortaya çıkabilen çocuklarınızla konuşarak fikirlerime işlevsellik kazandırmaya çalıştım. Karşılaştığım en büyük güçlüklerden biri, harmoniyi açıklamak için önce zaman kavramını devreye sokup, sonra da bir anlamda bu kavramı çarpıtmak zorunda kalmam. Gerçekte size aktarmaya çalıştığım türde fikirleri açıklayabilecek hiç bir kelime mevcut değil. Bunun bir nedeni de, tanımlamaya çalıştığım sözsüz, zamansız ve mekansız ortamda kelimelere hiç bir gereksinim olmaması. Beni anlıyor musun?

‘Emin değilim.’

Pekala, tekrar kötü bir gün geçirmekte olan kişi hakkındaki o örneğe dönelim. Sence müdürün öfkesi, o kişinin müdürü kızdıran davranışta bulunmasından önce mevcut muydu? Başka bir deyişle, öfke gün boyunca hazır mı bekliyordu?

‘Bence öyle olmalı. Müdür öfkesini boşaltmak ihtiyacındaydı. İşte müdürün bu ruh hali, memurunun, öfkesini dışarı vurmasına imkan verecek bir davranışta bulunmasına yol açtı. Eğer bu kişi olmasaydı bile muhakkak başka biri müdürün öfkesine muhatap olacaktı.’

Şimdi, planetlerin ve yıldızların belirli geometrik dizilişleri ve bazı başka faktörler bu tür koşulları önceden hazırlar.

İşte burada tekrar ‘olası evrenler’ kavramı gündeme geliyor. Örneğimizdeki kişinin kendini daha yüksek bir vibrasyona uyumlamadaki başarı derecesi, müdürünün olası reaksiyonuna bağlı gibi görünüyor. Burada açıklaması zor olan bazı nedenlerden dolayı, eğer kişi yüksek bir vibrasyon seviyesinde ise, onun müdürüyle kesişimi düşük vibrasyondakinden farklı bir realite boyutunda olacaktır. Diyebiliriz ki, gerçekte aynı anda pek çok farklı oyun sahnelenmektedir. Kişinin herhangi bir anda hangi oyuna dahil olacağı ise, onun seçtiği vibrasyon derecesine bağlıdır.

Şurası bir gerçek ki, zihinsel yaklaşımınızı değiştirdiğiniz taktirde, hemen anında, dahil olduğunuz oyun da değişecektir. Çünkü, gerçekleştirdiğiniz değişimin derecesiyle orantılı olarak, yaşamı sizinkiyle kesişen diğer kişilerde de zihinsel değişim ortaya çıkacaktır. Farkındaysan, derece kelimesini kullandım. Bu kelime ile enerjinin açısal bir hıza sahip olduğunu ifade etmiş oluyorum.

Şimdi, bu ne demek olabilir?

‘Açı hızı belirler.’

İyi bir cevap.

Yolunuzu harmoni yönünde seçtiğiniz zaman, ışığın sizin kanalınız boyunca daha hızlı akmasına imkan verecek şekilde elektromanyetik açınızı değiştirmiş olursunuz.

Sizin sekizinci kapıya açılan yedi adet çarkınız* vardır. Eğer çarklarınızı direncin en az olduğu açıya ayarlarsanız, sisteminiz boyunca harmonik enerji akışına izin vermiş olursunuz. Ancak eğer ego direnci nedeniyle bu çarkların bir veya bir kaçı doğru açıda çalışmıyorsa, o zaman enerji akışında aksamalar ortaya çıkar. Bu ise sisteminizde enerji seviyesinin düşmesine ve sizin için zamanın ‘uzamasına’ yol açar.

(*Burada çark, ‘şakra’ anlamında kullanılmıştır. ‘şakra’ kelimesi Sanskritçe’de çark anlamına gelir. (G.D.) )

Direncinizin artık koruyamayacağınız derecede ‘ısındığına’ karar verdiğinizde, tek yapmanız gereken zihinsel kurgunuzu değiştirmektir; bunun sonucunda zamanınız ve mekanınız kendiliğinden değişecektir.

Hangi lisan kullanılırsa kullanılsın, lisandan bağımsız bir mesajı aktarmak gerçekten hiç kolay değil. Konuşmaya başladığınız anda zamanı ‘yavaşlatmış’ oluyorsunuz. Bu yüzden dile getirilen mesaj da o ölçüde sınırlı ve ‘yavaş’ oluyor. Şu anda konuşmakta olduğum için lineer zaman içindeyim. Zamanın içinde olunca da ister istemez saatler kurulmaya başlanır. Farkındaysan, saatleri ‘kurmak’tan bahsettim, ‘çalıştırmak’tan değil.

‘Kişi saatleri nasıl çalıştırabilir?’

Saatleri çalıştırmak, onları terketmek, yani akmalarına izin vermek suretiyle mümkün olur. Harmoni lineer değildir.

‘Bunun üzerinde düşünmek istiyorum.’

Bu noktaya gelmek için ne kadar da çok sayfa doldurmamız gerekti. Şöyle de diyebilirim; zamansız bir ana gelmek ne kadar mekan gerektirdi veya mekansız bir noktaya ulaşmak ne kadar zaman aldı. Ama mümkündür ki birisi de çıkıp şöyle diyebilir: ‘Tüm bunlar ne kadar da anlamsız’. Gördüğün gibi dikkat etmezsek bu tür kelime oyunlarına dalıp, anlamları daha da çarpıtmamız işten bile değil.

Aslında benim burada yaptığım, okuyucunun bir şeyin ne olduğuyla, ne olmadığı arasındaki ayrımın farkında olmasına yardım edecek bazı ipuçlarını sunmaktan başka bir şey değil. Pazartesi günü yağmur yağmasıyla, Salı günü havanın güneşli olması arasında geometrik bir bağıntı mevcut olabilir. Ancak bu bağıntının anlaşılması için pek çok tesirleri göz önüne alan geniş bir spektrum içinde düşünmek gereklidir. Dar açıdan bakıldığında ise, bir bireyin vibrasyonu bu geometrik fikrin boyutuna yükselmediği taktirde, onun için bu tür bir farkındalıktan bahsetmek pek mümkün değildir.

Her şey bir sebepsonuç bağıntısı içinde mevcuttur. Ancak, bilhassa belirli bir sonuç beklentisine odaklanmış kişiler için kozal* boyutun büyük bir kısmı bireyin idrak alanının dışında kalır. Sizi sıkmayı göze alarak tekrarlamak istiyorum ki, kişinin ‘oda’sını değiştirmeyi kabul etmeyerek sabitleşmiş bir ortamda yaşamaya çalışması, yaşamında harmoniye izin vermemesi demektir. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, zamanda bir değişimin ancak zihinde bir değişimle gerçekleşebileceğini hiç bir zaman unutmayın.

(*Kozal: Kelime anlamıyla, ‘sebebe ilişkin’.)