Mektup #10

12 Mayıs 2001

Selam olsun…

Ben ‘sen‘ diyorum, saygı ölçütüne vurma lütfen – ‘siz‘ demek, hele sohbet ortamında, dışlayıcı ve kutuplu bir tavırlanma gibi gelir bana hep.

~~~~

Algı algılayana göredir. Buzdan olan her heykel kendi gözünce görmede, kulağınca duymada, dilince tatmada, kendini, etrafındakileri algılamada davranışlarını, düşüncelerini bu mantık üzerine kurmada. Ayrılıklar, kavgalar, düşmanlıklar hep bu ayrı ayrı algılama yanlışından kaynaklanmada. Oysa eksik, kusur yok, her şey yerli yerince –kısıtlı aklımla anlamasam da. Bana ters gelen olayların için yanıp kavrulsam da… Her şey güzel, çünkü ÖZde BİR cümle alem.” diye yazmışsın.

~~~~

Zihin, ki ‘ego‘nun aracı, analitik, sınıflayan, bölen, parçalayan. Sınıflamadaki kıstas ise farklılıklar. Zihine güdümlü duyumsamada ‘şey‘ler birbirinden ayrıldıkları nitelikleri ile belirleniyor. Beş duyu ancak ‘fark’ları kıyaslayarak algılayabiliyor.

Zihin korkuyu kullanıyor, korkuyu besliyor: “Var olabilmen için ‘farklı’ olmalısın. Ya ‘sen’, ya ‘diğerleri’! Kendini ‘diğerleri’ne karşı korumaz ve kollamazsan yaşama şansın yok!” mesajını veriyor sürekli. Zihnin güçlü bir kurgusu var, ‘mantık‘ denilen –yöntemi ‘parçadan bütüne‘ çıkarım olduğu için, parçalara uğraşıp duran!

Ama bir de ‘yürek‘ dediğimiz o tanımsız kanal var. Yürek sentezleyen, birleştiren, bütünü hisseden, yürek, ‘form tutmuş su olduğunu‘ bilen ve ‘bilme‘ yolu ‘hissetmek‘ olan…

Her şey titreşmede…. Varoluş alemi, titreşimlerin etkileşiminden oluşan sonsuz ve sınırsız bir enerji ağı. Katı madde frekansı en düşük olan, frekansı yükseldikçe farklı ‘hal‘lere giriyor varlık.

Her duygu da farklı bir titreşim alanı. Ama ‘sevgi‘, o tanımlar-ötesi ‘sevgi’, TEK ve ASAL ve SONSUZ bir frekansta sanki.Her maddeye nüfuz eden… Buzu eriten güneş ışığı gibi, gölgesiz bir aydınlık gibi, gibi… ‘Gibi‘lerden öte tarifleyemedigimiz, ömürleri anlamaya adadığımız…

Ama, evet, sevgiyi hissettiğimiz an, erimeye başlıyoruz. Formla özdeşleşen varlık bilinci dayanamıyor bu hale. Egonun paniği başlıyor o anda, ve yoğun bir korku! Sevgiyi bu kadar isteyip de bu denli becetiksiz olmamızın nedeni bu bence.

Ama bundan öte yol yok ki, bundan başka bir seçimimiz yok ki! Sevgi temel bağımız, kabul etsek de, etmesek de! Sevgiye ne kadar dirençsiz bir kanal olursak, uyumlanmamız o kadar ‘acısız‘ olacak ‘hal‘e…

Ve sevgiyle…

sonraki mektup