Mektup #13

16 Mayıs 2001

Selam…

Yine senden bir kaç satır…

~~~~

Elektrik enerjisi her araçta bir özellik, bir yüz gösterir. Isı olur, ışık olur, hareket olur. Her işi yapan aynı enerji, ama o yerin kapasitesince ortaya çıkar. Eksiklik varsa o mahallin yetersizliğindendir.

~~~~

Aynı bilgi her bilinçte farklı tesirler yaratıyor ve farklı tezahürler… Kaynak ‘bir‘ şüphesiz, ama kendi sınırlarımız niceliğinde ve filtremiz niteliğinde kanal olabiliyoruz bilgiye. Bu yüzden ben ne süzmüşsem bu yaşamdan, bana özgün ve öznel olma durumunda. Ve yine bu yüzden, ‘bana göre böyle‘den öteye geçemez hiç bir yorumum..Yine ‘bence‘ ile başlıyor sohbetimiz, sanki bir tür sesli düşünme, bir tür kendimle söyleşme hali…

Sonu başa bağlıyoruz, çemberi tamamlamak adına. Çizgi sandığımız cemberde başa dönüyoruz. Baş ile son arasındaki ‘bilinc boşluğu‘ kapanıyor, bir ‘bilinç eşiği‘ aşılıyor.

İki nokta – sonsuz uzak/sonsuz yakın- bir noktaya eriyor.

Son‘, ‘baş‘a sonsuz benziyor, ama o denli farklı! Bu farkı farketmek için de o eşiği bilmek gerek. Bilmeyene, bir bilgenin yüzündeki ifadeyle ‘köyün aptalı‘nın yüzündeki arasında pek fark yoktur. İkisi de ‘saf‘ca gülümser yaşama. Edimleri ‘normal‘ değil ‘doğal‘dır. Mantık sınırlarına sığmaz yolları, yöntemleri. Çoğu göze aynı görünürler, ama biri ‘bilmeyen‘dir, diğeri ise ‘bilip aşmış‘ olan…

Sanki şöyle bir yolculuk — başlangıçta ‘kıyas‘ önemli bir mekanizma. Ögrenme/ hatırlama sürecinde dışsal ölçütlere vurma ve bir doğru-yanlış ekseni oluşturma söz konusu. Fizik boyutuna adaptasyon adına böylesi bir evre kaçınılmaz gibi. Beklentileri ölçütünde ‘norm‘lara uymak, ‘normal‘ olmak çabasındadır kişi. Belli hedefler saptar, bu hedeflere yönelik ‘araç‘lara yönelir ve bu bazda şekillenir seçimleri.

Ama ‘araç‘ları kullanıp ‘terk‘ etmek yerine, yolculuk boyunca taşımaya yönelir. Nefes nefesedir, yorulmuştur, ama ‘yük‘ünü terketmeyi düşünmez bile. Daha da öte, bu araçlarla özdeşleşir. Öz‘üne kat kat giydirdiği giysi gibidir kişiliği.

Merkezden çepere doğru bu yolculuk sürer gider bir süre. Gitgide çoğalmakta, gitgide dağılmaktadır kişi içsel boyutlarda. Ama er veya geç geçilmez bir halkaya çarpmış misali sarsılır. Artık birer ikişer ‘safra‘yı atma, hafifleme ve merkeze dogru yol almanın zamanı gelmiştir. Bu yoldan daha önce geçtiği için aşinadır, yeni/farklı bir şey olmuyor endişesine, telaşına düşer sıkca. Ama çekim basladı ya bir kere, göremese de merkezi, yolundadır ve her şey mükemmeldir artık…

Evet, dönüş süreci bir ‘terk‘ sürecidir. Ama bu, ‘araç‘ları kullanmama olarak değil, onlara olan bağımlılığımızı terketmek anlamında anlaşılmalı. Yine duygular olacaktır, yine hazlar, acılar… Ama biz her dalgayla sarsılmak, savrulmak yerine, adeta bu dalgaların üstünde sörf yapmayı seçebilmeliyiz artık.

Keşke bunun herkese uyan bir reçetesi olsa! Ben sadece ‘merkeze döndüm yüzümü ve yürüyorum.‘ diyebiliyorum kendime..Ve kimseye bunun ‘duygu‘sunu aktaramayacağımı bilsem de, ben ‘sevgi yolu‘nu seçtim. Hiç bir yolcuyu yargılama hakkını kendimde görmeden, ama, kısa veya uzun, beraber yol alacağım kişilerin bilinçte yakın titreştiklerim olmasına özen göstererek…

Ve sevgiyle…

sonraki mektup