Mektup #19

4 Haziran 2001

 

“Her frekans ya da her titreşim kendi boyutunda bir anlam ifade ediyor, algılayana göre. Algıladıklarımız bize göre somut, algı alanımız dışındakiler soyut. O halde esas olan duyu kapasitesi alanına giren, yani beynimiz yolu ile deşifre edilenler değil, anlaşılan, bilinenler de somut varlıklar, eğer o dalga boyutuna girebilsek. Farklı dalga boylarına nasıl girebiliriz? Teorik olarak mümkün, pratikte nasıl olur? “

~~~~

Selam…

Yine hologram kavramına değinirsek, hologram plakasında ana kaynaktan hiç bozulmadan gelen ışın ile cisimden dolaşan ışın arasındaki farklılık ‘form‘ bilgisini taşıyor. Bir bakıma 3-Boyut realitesini/illüzyonunu yaratan cisimdeki tali yansımalar.

Üst boyut bilgisi bu boyutta ‘kaotik’ yani deşifre edilmemiş nitelik taşıyor. Zihinle algılanamadığı icin ‘düzensiz’ olarak değerlendirilse de, çok daha üst seviyede bir düzen içermede. Qysa bu boyut realitesi icinde bizim ‘bilgi‘ dediğimiz, salt zihnin deşifre edebildikleri — yansımalarla ‘form‘ bulmuş, niteliği her yansımada değişime uğrayarak dolanan ‘kozmik‘ bilgi.

İşte dinde vahiy, sanatta ilham, bilimde deha denilen mekanizma, ‘toplumsal bilinç‘ de diyebileceğimiz bu tür tali yansımaların oluşturduğu bulutumsu alanda bir kanal açıp üst boyut bilgisine ulaşma hali.

Aslolan kaynakla bu tür bir bağlantıyı kurabilmek şüphesiz! Ama şu an için dahil olduğumuz tesir alanında neler oluyor?

Hepimiz aynı düşünce okyanusu içindeyiz. Düşüncenin bedendeki tezahürü ise duygular. Bizim filtremizde düşünce ‘por‘ları ‘artı‘ veya ‘eksi‘ değerler alarak duygusal bir devinime neden oluyor.

Duygular ise frekans spektrumu içinde çeşitleniyor. Frekans düştükçe ‘katılık‘ artıyor. Öfke, hırs, tutku, ve benzeri düşük frekanslı duygularla kişinin evreni ‘katılaşıyor‘. Başka bir nokta ise, frekans ile dalga boyunun ters orantılı oluşu; yani frekansı düşük duyguların tesiri daha uzun süreli oluyor. Spektrumun öbür kanadında ise sevinç, hoşgörü, şefkat, ve daha niceleri…

Peki ya sevgi? Tüm tanımsızlığı içinde benim yaklaştığım ifade, sevginin frekansın sonsuzlandığı bir hal olduğu… Ne yazık ki bizim sevgi adına algıladığımız, bu ‘ideal‘ halin çok ve çeşitli türevleri sadece. Basit ama sevimli bir metaforla, ben sevgiyi katı halden sıvıya, sıvı halden gaz haline ve bilmediğimiz daha farklı hallere geçiş gibi algılıyorum. Frekans gitgide yükseliyor, bildiğimiz niteliğiyle form kayboluyor, ayrılık değil bütünleşme başlıyor.

İşte bana göre ‘niyet‘, bir bakıma radyodaki frekans-seçici ibre gibi, kişinin dahil olmak istediği frekans alanını belirlemede etken. Kendi adıma konuşursam, ben nacizane ‘sevgiye niyetliyim‘. Frekans ayarı kaydığında bu bende ‘acı‘ olarak tezahür ediyor ve bıkmadan usanmadan niyetimi yenileyerek yaşamayı deniyorum.

Ve sevgiyle…

sonraki mektup