Mektup #26

23 Haziran 2001

 

“…İfade ettiğiniz gibi olağanüstlükler o kadar önemli değil. Görene sıradan denilebilecek bir canlı, bitki mucizedir. Bedenimizin çalışma sistemi baştan başa mucize. Kusursuz bir düzen, ihtişam! Değerli bir hocamın ifadesi ile, havada uçmak o kadar önemli olsa idi, kuşlar ayrıcalıklı olurdu! Suda yürümek kişiye bir şey getirmez, balıklar da yüzüyor. Asıl mucize ahlaki özelliklerin yaşanması. Karşılıksız paylaşabilmek, ihtiyacı olana verebilmek, duygularına hakim olabilmek. Bunlar insana mahsus ‘hal’ler. Bilinç yolculuğunun nihai hedefi ‘teke varmak, bireysellikten arınmak, ama bilincimiz bunun ne kadar farkında? Yol uzun, yol tehlikeli engellere dolu, binbir perde ile örtülü. Hepsinden kurtulup hedefe varan ne kadar? Hedefe varılamasa bile o yolda olmak, o yolun yolcuları ile paylaşmak inanın harika bir hal.

İkilik ve onun getirdiği mantık… Bu haller nasıl yansır, neler getirir, neler götürür? Bazılarına göre felsefi bir düşünce olsa da, anladığım kadarı ile bu düşünceler zaman içinde hal’e yansır, hayatımızı etkiler, o gözle bakarız, yaşarız. Bu alemden bir başkasına göçeriz, ama görüş, hissediş yine devam eder, örneği rüyalarımız, bilgilerimiz kadar tepkiler vermedeyiz hayal denilen yaşamada dahi…

Tek’lik bilincine eren için her şey güzeldir, her şey aynı değerdedir. Nasıl olmasın ki, hepsi kendinden! Ayrım yapmaz, fark gözetmez, her biri ayrı güzeldir, yerli yerincedir. Zerre dahi anlamsız değildir, bir oluşumu sağlar, görevden göreve koşar. Hepsi kendinden, hepsini ayrımsız sever. İyi kötü yok, hepsi güzel, hoş, ama birinden bütün ihtişamı ile yüz gösterir, bir diğer mahalde kendini örter. Bir yüzden gülümser, bir yüzden celalini gösterir. Bunlar güzel, diğerleri çirkin, kime göre?

Kısıtlı zannımca ‘benim’ dediklerim, ‘benim’ sandıklarım! Sahiplenirim tüm benliğimle, onlara zarar gelince başlar feryatlar! Başkalarını aldatırım, benimkileri korumak için! Gerekince haksızlık yaparım, hakları korumak için, benim olanların lehine! Onları hoş görürüm, diğerleri yabancı!

Birinde sınırsız sevgi, hoş görü giderek artmada, diğerinde bireysellik, kin, düşmanlık, adaletsizlik ve diğerleri… Daha önce değinmiştik, varlık asıl, yokluk gölge. Güzellikler daha iyi anlaşılsın, fark edilsin diye gölgeler yaratılmış. Aynada gölge yansır, ayna kapasitesi kadar yansıtır — asıl olan gölge değil!

Sevgi asıl, O’nun, O’ndan. Düşmanlık gölge, sevginin yeterince zuhur etmediği, edemediği mahallerden doğar, sarar benliğini. İkiliğe düşenlerin belasıdır., kin duyar diğerine, düşmanlık olarak geri döner. Kini katlanır, şiddete döner, kasıp kavurur kendini ve diğerlerini…

Doğruluk asıl, yalan gölge… Olduğu gibi davranmak, yerli yerince davranmak, her şeyin hakkını vermek, ön yargısız olmak…

İkiliğe düşen, bireyselliğe, menfaatlere yönelir ve bunları korumak için aldatmaya başlar, ama kimi? Aldattığı yine kendi ama farkında değil! Benliği giderek güçlenir, kzandıkları ile mutlu olarak (!) göçer diğer aleme, alemlere.

Elimizde kalanlar ne? Hayaller biter, mal mülk, tüm sahip olunanlar birer hayal olur. Bilincinde olanlarla baş başa… Sevmek, doğruluk, hoş görü, cesaret ve nice asıl olanların dışında… Gölgelere talip olanların bilincinde de kin, düşmanlık, nefret, aldatma, ikiyüzlülük ve diğerleri…

Hangi bilinçte neler hakimse olaylara bakış o yönde, başına gelecekler de aynı yönde. Biri sınırsız sevgi ile giderek derinleşen çoşku, zevk yaşarken, ‘tek’i göremeyen sınırsız yanmalarla çile doldurmaya devam eder. Sonra bela nereden geliyor, bilemez. Hep düşman arar, dışarıda…

“Derdine derman arar, arar ama, derman kendinde…” Dertlerimiz neler? Derman nasıl kendimizde?”

~~~~

Selam Olsun…

Ancak hisseden böyle yazabilir! Güzelliğe inananların çoğalması dileğiyle…

Her şey gibi ‘dert‘ de bir işarettir, hem de ruhsal gelişimimiz adına çok etkin bir işaret! Dert bellediklerimiz, bize bir şeyleri daha halledemediğimizi gösteren içsel sinyallerdir aslında…

Dert, huzur halinden uzaklaşmaktır, ama mesajı iyi ‘okunursa‘, dönüş yolunu da gösterir kişiye.

Evren, sonsuz devinimin bütünsel bir denge içinde varolduğu muhteşem bir sistem. Sade bir ifadeyle pozitif ve negatif değerlerin eşleşmesiyle oluşan bir denge söz konusu. Bu nedenle herşey zıddı ile mevcut. Yan yana yetişen iki bitki bilirim, biri bir çeşit ısırgan otu, dokunduğunda cildi fena yakıyor. Ama cilde diğer bitkinin yapraklarını sürersen, iyileştiriyor. Deriz ya, her zehirin panzehiri vardır, diye.

Her zerrede yönelim dengeye doğru. Ama bütündeki denge kalıcı iken, zerre bazında sürekli kurulan ve bozulan dengelerle, değişken bir devinim sürmekte. Her birim zıddını arıyor dengelenmek adına. Ama denge hali, tek‘lik hali ve ikilik bilinci içinde o noktada kalabilmek mümkün değil! Bu nedenle, ikili değerleri sürdüğü sürece birimler, bu noktaya ancak teğet olup geçiyor ve çekim gücüne eşdeğer bir itiş gücü ile yeniden birbirinden uzaklaşıyorlar.

Bulunan noktanın göreceliği içinde, girilen haller de salınım içinde. Sanki ‘ruhsal bir doğum‘ süreci –kasılmalar ve gevşemeler birbirini takip ediyor sürekli… Sınırlı bilinç seviyesinde belli bir olaya odaklanıyor kişi ve çözüm arıyor. Evet, her soruna bir çözüm, her derde bir derman var, ama her çözüm yeni sorunları, her derman da yeni dertleri sürüklüyor peşinde.

Eğer bu seviyede değerlendirirse kişi, içinden çıkılmaz bir döngü söz konusu. Ama eğer tüm bu dert-derman zinciri içinde, kişi ikilik bilinci içinde kalıcı bir halin mümkün olmadığını idrak ederse, asıl ‘derman‘a ulaşır. Ancak bu şekilde ‘dert‘ katalizörü gerçek anlamda ruhsal açılıma hizmet edebilir. Kalıcı derman ise, kişiye bulunduğu noktada ne olursa olsun, olanın ‘bütün‘ün hayrına olduğu ve ‘bütün‘de her şeyin mükemmel olduğu bilinci ile gelen huzur halidir.

Kalıcı olana doğru…

sonraki mektup