Mektup #34

17 Temmuz 2001

Selam…

Realiteden kaçış gibi gelir soyuta yönelmek. Oysa soyutla beslenir somut. Buradaki sohbetlerimiz doğrudan yaşanan gerçekliği yönlendirmede an be an. İnansak veya inanmasak, farkında olsak veya olmasak, odaklanılan düşünce alanı fizik realitede tezahür edecektir, er veya geç. O yüzdendir ki, güzeli, olumluyu düşünmek, konuşmak gerek, eğer ki huzurlu yaşamak istiyorsak…

~~~~

”İçten tebessümle bakmak, oluyor bir süre, ardından peşi sıra olaylar. Bir an sendelediniz mi düşmek, bu sefer de düşülen duygular içinde yol almalar başlıyor. Sıkıntılar zirveye vurunca ne yapıyorum? Ne yapıyorsam kendime, deyip tekrar iç denetim, sil baştan aynı bakışı kazanma uğraşları. Zor ama umutsuz değilim. An içinde yaşanılanlar, buradaki tecrübeler bir sonraki bakışta yardımcı olmada. Geçen her şey güzeldi, diyorum — nasıl olursa olsun olması gerekenler oldu. Bunu aşmakla ‘keşke’lerden kurtuldum, geçmişin sıkıntıları azaldı.

‘Ha öyle mi?’ diyebilmek, gelene tepkisiz kalmak, itiraz etmemek, kaç kişi böyle davranabilir?”

~~~~

İsteyen herkes! Ama, ah, o kişilik kalıpları yok mu! O kalıpları korumak adına ölümüne savaşmak varken, kim ister ki?

Kişiliğin de bir giysiden öte olmadığını anlamak gerek. Neyi saklıyor veya neyi gösteriyor, ona bakmak gerek!

~~~~

”Gelenlere ayna olmak da başka bir oluş biçimi. Kişiye hakkını vermek, hak ettiğini vermek, yerli yerince davranmak. Adalet adına böylesi bir yaklaşım da söz konusu. Elbette oluşlar kişinin kapasitesi kadar. Etki-tepki biçiminin geçerli olduğu hayatta böylesi tepki çok üst düzey davranış.”

~~~~

Peki ‘hak‘ ne sence? ‘Hak‘ dağıtmaya kimin ‘hak‘kı ola ki?

~~~~

“Çakraların aktivite olması ile neler yaşanmaya başlanır? Bir çakradan örnekle açar mısınız? Çakranın kapanması, nasıl?”

~~~~

Kundalini yükseldiğinde çakralar boyunca hareketini sürdürür ve birer birer çakraları aktive eder. Eğer bir çakrada tıkanıklık söz konusuyla, Kundalini’nin rahat akamamasından dolayı, o çakraya ilişkin psişik ve fiziksel sistemlerde rahatsızlık baş gösterir. Yani bir bakıma kişinin arınmışlık seviyesine bağlı olarak Kundalini’nin hareketiyle belli bir çakraya atfedilen niteliklerin olumlu veya olumsuz yanları tezahür eder. Bu nedenle Kundalini hareketi kişinin ruhsal sürecinde engel oluşturan ana unsurları tespit edebilmesi adına çok önemli bir süreçtir.

Her bir çakranın dengeli çalışmasına veya tıkanıklığına bağlı olarak ortaya çıkan haller şöyle:

1. Kök Çakra:
Olumlu: Fiziksel realitede güvende ve dengede hissetmek, yaşama sevinci

Olumsuz: Güvensizlik, güvence arayışı ve buna bağlı yoğun korku, intihar eğilimi, şiddet, kızgınlık; beden bazında ise peklik, hemoroidler, şişmanlık

2. Sakral Çakra:
Olumlu: Dengeli bir cinsellik, üreme ve yaşamdan haz alma
Olumsuz: Cinselliğe ilişkin sorunlar, ya cinselliğe aşırı ilgi duyma veya cinsel soğukluk, kıskançlık, sahiplenme, histeri krizleri; beden bazında ise idrar yollarında sorunlar, belin alt bölgesinde ağrılar

3. Solar Plexus Çakrası:
Olumlu: Yöneticilik erki, gücü ve iradeyi organizasyon adına kullanabilme
Olumsuz: Güçsüz veya aşırı güçlü hissetme, kişileri güç kullanarak yönetme güdüsü, güce odaklı bir yaşam; beden bazında ise ülser, şeker hastalığı, anorexia (şişmanlıktan aşırı derecede nefret etmeye bağlı olarak yemekten kesilme) veya bulimia (kilo almamak için yedikten sonra çıkarma) türü beslenme bozuklukları

4. Kalp Çakra:
Olumlu: Koşulsuz, yargısız, bağımsız sevgi hali, sevgide bilgelik
Olumsuz: Sevgiye ve ilişkilere yönelik korku, aşırı romantizm, kara sevda, sürekli dışsal sevgi arayışı veya sevgiyi tümden reddetme eğilimi; beden bazında ise astım, tansiyon sorunları, kalp ve akciğer rahatsızlıkları

5. Gırtlak Çakrası:
Olumlu: İfade yeteneği, sezgi kanallarının açılması, sanatsal yaratıcılık, eğitici ve öğretici potansitelin açığa çıkması
Olumsuz: İletişim sorunları, kendini ifade güçlüğü, iradeyi kontrol edememe; beden bazında ise boğaz ağrısı, nezle, grip, tiroid bezinin düzensiz çalışması

6. Üçüncü Göz Çakrası:
Olumlu:Kişinin ruhsal farkındalığını besleyen duyu ötesi algılamalar, zaman/mekanı aşan deneyimler
Olumsuz: Korku vizyonları, kabuslar, konsantrasyon eksikliği; beden bazında ise başağrıları, görme bozuklukları

7. Tepe Çakrası:
Olumlu: Birlik, bütünlük hali, kozmik bilinç, vecd duygusu
Olumsuz: Yabancılık duygusu, depresyon, kendini boşlukta hissetme, yoğun yalnızlık hissi

Detaylarını pek hatırlamasam da şöyle bir olaydan bahsedilir: ABD’nin bir yöresinde yol yapımında çalışan işçiler aniden kendilerini tuhaf hissetmeye, vizyonlar görmeye başlamışlar. Bir klinikte gözlem altına alınan işçilerin, sonradan tıp literatürüne Kundalini Sendromu olarak geçen bir hali deneyimledikleri anlaşılmış. Beton kırma aletinin titreşimin frekansı (sanırım 7-8 Hz civarındaydı) Kundalini’nin aniden ve kontrolsüz olarak yükselmesine neden olmuş ve 3. göz çakrasına vuran Kundalini beş-duyu ötesi algıları tetiklemiş işçilerde!

~~~~

“A.Bakinin aşk ve sevgi üzerine bir makalesinden aldığım cümleleri sizinle açmak istiyorum… “

Aşk, özünde bulduğunu, karşında görmektir! Aşk, bilincin kendi sûretini karşısında görüp, ikilikten kurtulmak uğruna birliğin cazibesine kapılmasıdır. Aşkın alâmeti, güzelliğine hayran olanın yüzünde görünür, ama onu da aşıklardan başkası tanımaz! Aşkın amacı, gören ve görülen ikiliğinden kurtarıp, sevginin bütünlüğüne erdirmektir, hazmedebileni! Aşk meşalesinin tutuşmasından gaye, sevgi yolunu göstermesidir yolcuya! Aşk kapısından girmekten gaye, sevgi yolunu adımlayarak Birlik sarayına erebilmektir. Sevginin yolu sonsuzdur, yaşandıkça ufku enginleşir, bitmez, tükenmez. Aşk meşalesi yandıkça, sevgi yolu aydınlık görülür. Sevgi ‘bilinç’le yaşanır, ‘akıl’la”yaşanır, ilimle olgunlaşır, sağlamlaşır! Sevgi, akılsız, bilinçsiz yaşanmaz! Aşkı akılsız da tadabilir ama, aklı olmayan sevgi yolunu katedip nihai hakikatine sağlam ulaşamaz! Sevgi yolunu katetmekten gaye ise, yoldaki ‘başka’ kavramlarını terk edip ‘birliğin saadetine’ ulaşmaktır! Sevgiyle yaşadığın ‘duygular’ değil, ‘sevgin uğruna neleri terkebildiğindir’ saadete erdiren! O yolu alanlar, sevdası uğruna terkedebildikleri kadar ilerleyenlerdir!”

~~~~

Aşkı, sevgiyi çok güzel işlemiş, ama aşkı dışarıda gören, tanımlayan bir üslup var sanki.

İnsana duyulan aşk, bütüne giden yolda bir aşamadır, hem de çok önemli bir aşama. Ancak, aslolan, bir noktada bu özlemin de dinmesidir.

Kişi ne kadar erilse, o kadar dişil enerjiye, ne kadar dişilse o kadar eril enerjiye gereksinim duyar ve dışa yönelir. Oysa bilgeleşme, kişinin içindeki dişil ve erilin dengelenmesi, evliliğidir bir bakıma. Yine paylaşımlar olacaktır, ama bir eksikliği giderme anlamında değil — eksik hissetmiyordur çünkü…

İki birey arasındaki aşk, iki kutbun yangınıdır. Ama bilgede kutup kalmamıştır. Bu yüzden bilge aşkı birinde aramaz. Aşk, bütünü hissetmenin bilinçliliğinde, birliğe ermenin sevgisinde, farklı ve sürekli bir heyecandır artık.

Okumadıysan, Sevginin Yolu (Nigel Watts), Mevlana ile Şems’in öyküsünü romansı bir dille anlatıyor. Gerçek adanmışlığın ve sonunda ulaşılan gerçek özgürlüğün öyküsü, beni çok etkilemişti. O kitaptan bir kaç satırla bitirmek istiyorum…

Ve sevgiyle…

Celal Şam‘a bir köle olarak gelmişti, Şems‘ten ayrı olduğunun yanılgısıyla bağlanmıştı. Şimdi ise bir hizmetçi olarak ayrılıyordu: asıl özgürlük buydu –ve her kim isterse onun hizmetine girebilirdi.

-Artık hangi kapıyı çalarsa içeride Allah’ı bulacağını, çünkü kapının kendi kalbinin olduğunu ve içeride Allah’ın yaşadığını biliyordu.

-Artık Allah’ın evine girmek icin yok olması gerektiğini anlıyordu. İki kişi, bir kişilik alanı paylasamazdı. arayışını bırakmadan aradığı şeyi̇ bulamazdı…

sonraki mektup