Mektup #8

7 Mayıs 2001

Merhaba,

Kısa kısa ama içeriği zengin mektuplarınızı büyük bir zevkle okudum. Lisede öğretmenim, insanlarla dolayısıyla da insani ilişkilerle ilgili örneklerle çokça karşılaşmadayız.

Mektuplarınızda tesbit ettiğim önemli (algıladığım) cümlelerden işaretle bazı fikirlerimi sunacağım. Sizinle fikir alış verişinde bulunmak zevk olacak.

“Ben herkesi birleştiren özle ilgileniyorum, şekil ve formla değil. Ve özde öylesine yakınız ki, şimdi bizi ayıran farklılıklar o noktada eriyip yok oluyor tamamen…”

” Bilhassa acı veren deneyimlere dikkat et, sadece sana özel bir mesaj içeriyordur her biri ve sana bir şeyleri daha halledemediğinin sinyalini taşır… Ve ne “acı” ki, sen o dersi aşana kadar gitgide daha zorlayan benzer olaylar içinde bulursun kendini. “

“… ama bence ruhsal gelişimimizin yolu hissetmekten geçer. Lütfen etkileştiğin her şeyi, ama tüm hücrelerinle, hissederek yaşamayı seç. Aslında tüm büyük öğretiler sadece ve sadece bu mucizeyi içselleştirmemizin yollarını gösterir bize. Hepsi gerçeği farklı kelimelerle dillendirir, ama sen sevgiyi yaşamına kattığın oranda o gerçeği sözsüz, sessiz yaşarsın zaten.”

ÖZ de biriz buna katılıyorum. Beş duyuya hapis olmuş algı araçlarımızla bu gerçeğin farkında olmasak da, her şey TEK den zuhur etmede her dem. Böylesine muazzam bir gerçeği farkediş düşünce dünyasımızı, ardından davranışlarımızı etkilemede…

TEK in gözü ile bakan her şeyi bir görür, her şeyi sever, hoş görür, yerli yerince görür… Ama kısıtlı algı araçlarına hapis bilinçle hayalimizde kurduğumuz dünya ve o dünyanın değerleri içinde bunalmada, acı çekmedeyiz.

En kıymetli hazinenin bilgi olduğunu gözledim; bilgimiz kadar davranış ortaya koymadayız… Ortaya çıkardıklarımız meleke haline gelmede, karakterimizi oluşturmada. Aldatmaya dayalı düşünceler ve fiiler, o yönde olayları başımıza getirecek, giderek hileye karşı aynı davranışlarla tepki verilecek ve o kişi her geçen gün yalan/ hile yönünde derinleşecek ve meleke haline getirecek… Gelen bela ve felaketleri dışarıda arayacak, birilerini suçlayacak, kendindekileri hiç göremeyecek…

Bilinç dünyasında ve etrafında CEHENNEMini hazırlamada, ama kaç kişi bunun farkında…? Dileğim bu farkındalığı yaşamak, hissetmek, yanlışlardan bilincimizi arındırıp TEMİZ dünya, TEMİZ gelecek kurmak.

SELAM olsun arınanlara.

Saygılarımı sunarım.


7 Mayıs 2001

Selam olsun…

Sayfama uğradığın ve ses verdiğin için sağol…

Uzunca süredir “söz”ün büyüsü üzerinde düşünüyorum – muazzam bir tesir alanı olduğu şüphesiz. Salt “söz”le kuruluyor, yıkılıyor realiteler… Ama “söz” insanı taşımada o denli yetersiz ki… söz, ÖZ’e öyle uzak ki…

Ve bu her bilinc seviyesinde böyle sanki. Öncelikle kişi kendisinden uzaksa söz ne yapsın…?! Amaca odaklı bir kurguyla tutarsızlığı gizlemeye hizmet eder ancak…

Kendiyle buluşma sürecinde ise, farklı bir kıvranış baslar. Hiç bir söz dizgesi uygun düşmez “hal”i anlatmaya… Konuştukca daha da karmaşırsın, arınmaya çalışırken… Sessiz, sözsüz bir alanın çağrısı başlar…

Evet, bir tür isyanım var kelimelere… Belki de örtük bir korku benimki…

İşte bir dolu söz — acaba ne anlatabildim…? :)

Bugün böylesine aktı sözler… ama konuştukça konu konuyu açar nasılsa…

Sevgiyle…